Yoksun Artık Yokluğun Varlığına Eş Oldu
Ardından bakakaldım, haykırdım ağız dolusu, duyan olmadı.
Kaldırımdan kalktım ve sordum birine.
?Amca burası neresi?
?Görmüyor musun oğlum tabelayı? Burası Fulya deresi. Ömrümün en uzun yokuşunu çıktım o gün. Fakat yukarı çıkan sadece bir bedendi. Gerisi, birikmiş hayaller ve umutlarla o derede kalmıştı.
Dalıyorum maziye gönlüm nelere kandı
Bir vuslatın hasreti ömrümden kaç yıl aldı
Gönül bağım kopmadı daha bam telim kaldı
Yoksun artık, yokluğun varlığına eş oldu
Sensizliği düşlerken hayalini demledim
Ruhum deli tay sanki dizgin vurdum gemledim
Kim bilir kaç yıl geçti yol gözledim gelmedin
Yoksun artık, yokluğun varlığına eş oldu
Issız çölde gördüğüm bir salmacık su muydu?
Bir serap mıydı Tanrım kutlu bir muştu muydu?
Çığlığımda boğuldum aşk dediğin bu muydu?
Yoksun artık, yokluğun varlığına eş oldu
Arkandan yaşlar döken bir yaralı göz vardı
İki kelamdan öte bir hayati söz vardı
Yıllar geçse küllenmemiş korla dolu köz vardı
Yoksun artık, yokluğun varlığına eş oldu
Bakışında nehirler okyanuslar görürdüm
Bir gülüşün yeterdi yaşamak ne; ölürdüm
Gel deseydin yeterdi ben arkandan yürürdüm
Yoksun artık, yokluğun varlığına eş oldu
En güzel cümleleri ben sana kuracaktım
Heceler biriktirdim destanlar yazacaktım
Kararlar açıklayıp kalemler kıracaktım
Yoksun artık, yokluğun varlığına eş oldu
Pusular kurdum aşka alnımda ter kalmadı
Son gücümle haykırdım bedende ser kalmadı
Mecnunlara ses oldum gönlümde yer kalmadı
Yoksun artık, yokluğun varlığına eş oldu