Zaman İkiye Bölündü
Gecenin hangi köşesine uzanmışım
Yıldızlar bir araya gelmekten yorgun
Evrene dönüşüyor belleğim
Her şeyin var olduğu yerde
Bir pencere açılır
Çağırır herkesi
Karanlığı mavileştiren bu davet
Oysa insanlık sağır
Ve zaman ikiye bölündü:
Duyanlar ve duymayanlar
Haykırmak istiyordu dünya
İçinde boğarak sesini
Ve patlamak üzere olan çığlığıyla:
Neden kimse görmüyor:
Ölü kentleri,
Boğulmuş uygarlığı
Ve unutulmuş erdemi?
Kim getirecek bize bunları ve ellerimizi ısıtacak güneşi
Ve zaman ikiye bölündü:
Görenler ve görmeyenler
Çığırından çıkmış bir dünya
ve yeryüzü ölüm okuyor
Yaşam donmuş bir akşamın altına gömülü
Üzerinde vahşi kuşların sesiyle
Dünya haykırdı:
Şimdi nasıl ayakta dururum, nereye sığınırım?
Kimse bilmiyor tek başıma kaldığımı
Ve zaman ikiye bölündü :
Bilenler ve bilmeyenler
Kimsenin çiçeklere, şiirlere ve aşka inanmadığı bir dünya
Oysa dizeler vardır
Dünyanın var olduğunu çınlatan çanlar
Bir ırmak akıyor evrenin serçe parmağında
Ve yaşam gerçek oluyor
Kilitli kalpler arasında
Ve zaman ikiye bölündü :
Hissedenler ve hissetmeyenler
Ağustos mehtabı ışıyor gökyüzünde
Ve diz çökmüş ay
Merhamet dilercesine karanlıktan
Aydınlık beliriyor yavaştan
Havaya kaldırarak kollarını
Ve kucaklaşarak bin yıllık tarihle
Yaşam özgürleşir o an
Ve zaman ikiye bölündü :
Yaşayanlar ve ölüler
Şimdi gitme vakti
Berrak yumuşak bir havaya doğru
Bütün umutların renklere dönüştüğü bir boşluğa
Sınırı yok, ruhla bedenin
Buzulla kayalar arasında soyut bir ezgidir yolculuğum
Ve zaman ikiye bölündü :
Uğurlayanlar ve yolcular