Zümrüt
bu dansı bana lütfeder misin...
ayaklarımın ucunda yaşam
uzanacak boylu boyunca,
basamaklar geçeceğim
ateşten gömlek!
ve sen siyah yakalı bir düş gibi
sarılacaksın...
sekecek kuş cıvıltılarım
fişek bakışlarında...
ürkek ve şaşkın
ilk heyecana düşmüşcesine
utangaç yıldızlar yağacağım,
kutupsuz ellerine...
adın zümrüt!
yeşil taşlarımdan geçinecek, serin suların
ismin, cebimdeki devrimleri
birer birer yoluma sererken
şah mat akşamlarıma
saklı kalacaksın.
ah! dingin ve sözsüz
dokunuşlarını ufaladıkça,
yüzün nasıl da dökülecek avuçlarıma...
aşkın, alnımdaki perçem
belli ki hayal meyal yürüyecek,
on sekizlik gölgem...
günebakanların kucağında
ayışığına döneceğim,
yine fısıltılarından bin öykü doğacak
unutulmuşluğuma!
o vakit kendime bakacağım,
gözlerinin aynasında.
meydanlara çıkacağız sonra
ve haykıracağız!
insan, güzel olduğu için sevilmez
sen sevdiğin için güzeldir.
ve şiir
özgürlüğün en sadık kölesidir.
bu gece
senden bana akacağım,
yokluğuna tutundukça
sallanacak geçmiş...
mucizevi bir gülüşün giyotin telaşında,
alelacele doğacağız
ve dün bitecek
yoksul arzularımızda...
bu karanlığı bana bahşeder misin...