29 mart seçimlerine doğru ''biz değilsek kim ?''

BİZ DEĞİLSEK KİM

İşte yine ellerinde bayraklarla karşıdan geliyor çocuklar. En büyüğü 10?11 yaşında. Belli ki az önce bağıra çağıra sloganlar ata, ata yorgun düşmüşler. Şaşkın ve bir o kadar üzgün geçiyorum yanlarından. O kadar çok gördüm ki benzer sahneyi sokakta olduğum son birkaç gün, o şehit haberlerinin ülkeyi yakıp kavurduğu ve insanları sokağa döktüğü günlerde. Ellerinde kırmızı beyaz bayraklar. Uganda, Kanada, Ürdün ya da Bangladeş değil;

Türkiye'de

Katıldığımız onca toplantıda tek beklediğimiz gelenlerin sorumluluk üstlenmesiydi, sokaktaki insanı alıp gelmiştik, burası aslında sadece şikâyetlerini dile getirdiğin bir sohbet odası değil, çözüm ürettiğin sorunların yakasından tuttuğun ve yumruğunu masaya vurduğun yerdesin, demiştik... Doğru yerdeydiler. Amerika, Japonya, Suriye veya Türkmenistan da değil;

Türkiye'de

Emperyalizme karşı büyük bir öfkemiz vardı. Hani neredeyse ölmeye, ölmeye, ölmeye gelmiştik. Bütün sorunların ağa babasıydı. İlerleye/me/mi/zin, bağımsız olama/mı/zın, yoksulluğumuzun aptallığımızın sebebiydi. Yok, edilmeli, def edilmeli, bir savaş verilecekse, işte böylesi bir düşman seçilmeliydi. Fransa, İngiltere, Çin, ya da Rusya değil;

Türkiye'de

Elleri nasırlaşmış, gözlerinin biri sevinç diğeri hüzünle bakan.
Kömür vermişler az önce. Kış yakın, ben diyeyim 5 siz deyin 8 çocuk, aç değilseler de açıktalar,2 göz odalı ev zannedersiniz ki virane.
Yaşanır mı demeyin böyle koşullarda, yaşıyor insanoğlu. Bu yaşamı onlar seçme diki. Hangimiz seçtik doğarken hayatlarımızı. Başka bir yerde altınlar verilmiş. Oluk oluk akıtılmış sermayenin paraları, aç insanların midelerine. Sandıklar kurulur böyle zamanlarda, oylar bölüşülür farklı, farklı zamanlarda. Ne Avusturya, ne Avustralya, ne Lituanya, ne de Fas ta değil;

Türkiye'de

İnsan olmak zordur dostlar, hele kendinizi ifade edemediğiniz koşullar oluşmuşsa. An gelir durur, düşünür, çıkar yol bulamazsınız. Ne kadar eğitimli olursanız olun, hiçbir şey yapamadığınız an gelir kapınızı çalar.
Ya sizden daha kötü koşullarda yaşayanlar.Bangladeş,Pakistan,Zaire,asla ama asla,hariç değil;

Türkiye'de

Aynası iştir kişinin,çok fazla düşünmeye gerek yok.Durmanın hiç zamanı değil,yürümek hiç bu kadar güzel olmamıştı böylesi kutsal bir davada.

Umut olabilir mi siniz, düşünün nasıl bir şey bu!

Çare olabilir misiniz, o kadar güçlü olabilir misiniz?

Güven verebilir misiniz, özgüveniniz yerinde mi?

Ve dur diyebilir misiniz?


İsterseniz her şeyi yaparsınız, bugün tarih kalemini sizler için kullanıyor.

Bütün olmak ne kadar zor bir şeydir bilirsiniz, ama bilirsinizde olunduğunda neler başarılabilineceğini;

''Eğer içinizdeki ben duygusu bize dönüşmüşse, içinizden biri bunu aklından geçirmişse''

Afrika, Asya, Avrupa, yâda Amerikanın her hangi bir yerinde değil;

Türkiye de


ŞİMDİ DEĞİLSE NE ZAMAN

BİZ DEĞİLSEK KİM...

Bu yazının kaleme alınış tarihi 13.08.2008,yerel seçimlerin arifesini yaşadığımız şu günlerde tekrar güncelleme gereği hissettim. Bunu yaparken bazı eklemelerde de bulunacağım;

Tek parti iktidarının kendi güç ve olanaklarına güdümlü yansımalarını izlemekteyiz.
Aslında T:B:M:BM'de 4 parti ve ittifaklarla parlamentoya girmiş birkaç küçük partiyle temsil ediliyor halkımız. Ancak biz bunun bir aldatmaca olduğunu biliyoruz. güç kimdeyse parlamento onundur mantığı işliyor siyaset sahnemizde.
Endonezya, Fildişi sahilleri, bermuda adaları ve Bulgaristan'da değil;
Türkiye'de

Hükümet artık dizginlenemez bir biçimde meydanlarda iktidar benim, benim söylediğim doğrudur ve benim siyasetim geçerlidir mantığını alenen ilan ediyor. Kendisi hariç herkesi suçluyor.
Basını boykota çağırıyor, kredi kartlarını kullananları sahtekârlıkla suçluyor, yerel seçimlerde oy vereceklere hükümetle işbirliği öneriyor (bizden değilseniz iş yapamazsınız diyor)aba altından sopa gösteriyor, hukuku bölüyor, kendince iyi ya da kötü şekilde eleştiriyor. Ama bütün bunları dile getirirken bir şeyi unutuyor, kendisi başbakanıdır hâlbuki
Ne Patagonya,ne Uranüs birleşik krallığı,ne Ali babanın çiftliği,ne de muz cumhuriyetinin;
Türkiye Cumhuriyetinin

Ekonomik kriz dünyayı sarstığı ölçüde ülkemizi de sarsıyor. Birer birer işletim alanları kapanıyor, işsizlik tavana vurma noktasına gelirken, o teğet geçtiğini ifade ediyor ve azgın kalabalıklar önünde iş adamlarını iş bilmemezlik'le suçluyor. Galeyana gelen birisi pankart açıyor;
Ne karamanoğlullarında,ne Suudi Arabistan krallığında,ne birleşik Arap emirliklerinde ,ne de Osmanlı imparatorluğunda;
Türkiye de

Hukuk hiçleşirken, cumhurbaşkanlığı düzeyinde ziyaretler yapılıyor ve ağızlardan Kürdistan dökülüyor, Ermenistan a tavizler veriliyor, Kıbrıs unutulmaya ve terk edilmeye bırakılıyor, dış politikada yürütme A.B ve A.B.D ekseninde ve onların istekleri doğrultusunda siyasi çizgisini biçimlendiriyor... Mustafa kemal Atatürk ve kuvvayi milliye ruhu terk ediliyor:
ne Yunanistan, ne Kıbrıs Rum kesimi, ne Bulgaristan ne de ırak ta;
Türkiye de
Hukuk hiçleşirken demiştik,yolsuzlukla paralel icraatlarına iktidar hukukun üstünlüğünü de ekliyor,ve onu üstün kılan adalet mekanizmasını yok sayıyor,demokratik kitle örgütlerini alaşağı ederken,kamuoyunun en önemli yaşam kaynağı medya organlarının peşine maliye askerlerini takarken diğer yandan,hukuksal süreçte baskısını da hissettiriyor,bir mahkemenin reddettiğini aynı hukuk sarmalında bir diğer mahkeme kabul ediyor..bir dava gizlilik prensipleriyle korunurken diğeri üzerindeki bütün koruma kalkanları derdest ediliyor..ve ucu açık sanki sonsuza değin sürecek bir yargı süreci kamuoyunun dengesini bertaraf ediyor.bir ülkede yargının tarafsız olması gereken davasında bile başbakanının savcısı olduğunu ilan ettiğini gördünüz,duydunuz mu;?
Ne İngiltere de, ne Fransa da, ne İsviçre de, ne de Venezüella da;
Türkiye de;

İş bu ahval ve şeraitte 29 Mart geldi kapımıza dayandı dostlar;
Bu günü geriye saramayız,ancak yarın daha da geriye gidebiliriz..çünkü kimi icraatlar bunu öngörmemizi gerektiriyor..
Ancak bu son umut değildir.yarınlar hep vardır ve hep var olacaktır..
Ama yinede ülkeyi yönetemeyenlere(iyi yönetemeyenlere)bir ders verme zamanıdır.
Ülkeyi kaosa sürükleyenlere, dur deme zamanıdır.
Türkiye cumhuriyetine kast edenlere hadlerini bildirme zamanıdır.
Sandığa gitmek hiç bu kadar gerekli olmamıştı, bir oy böylesine değer kazanmamıştı. Ve bir gün bu kadar beklenmemişti (29 Mart saat 20.00 suları).
Sen Türkiye'sin Büyük düşün diyenlere vereceğin cevaptır;

Ben halkım

Önce seni kargaşa ortamına sürükleyenlere sonrada siyasi arenada seni temsil edemeyenlere vereceğin cevaptır;

Ben halkım

İşte o yüzden, ben değil, sen, o,bu, şu, öteki ya da beriki değil, gün bir olma zamanıdır;
Gün biz olma zamanıdır;
Ne Galatasaray da, ne Fenerbahçe de, ne Beşiktaş, ne de Trabzon da;

TÜRKİYE DE

27 Mart 2009 6-7 dakika 5 denemesi var.
Yorumlar (1)
  • 13 yıl önce

    çok çok güzel olmuş ellerine sağlık

    Elşetirinin seviyelisi ve karakterlisi bugün kitlelerin başındaki, okumuş etmiş adamlarda bile ne yazık ki kalmadı. Sizin Farkınız hemen hissettirdi. Tebirkler