Topluluktan yeni düşünce yazıları
Seans 2 : Dünyayı omuzlarınızda taşımayı bıraktığınız gün, nefes almaya başlayacaksınız.
"Mürekkebin ve kağıdın zamana meydan okuyan o saklı rayihası, insanı kalabalıkların gürültüsünden çekip kendi içindeki en asil sığınağa ulaştıran en sadık rehberdir."
3. Otobiyografi kitabımdan Bölüm 1
Bazı depremler şehri yıkmaz, insanın içinden geçer. Dışarıdan bakıldığında her şey yolundadır; oysa insanın içinde hâlâ enkazlar, yarım kalmış vedalar ve dinmeyen sarsıntılar vardır. Bu satırlar, kimseye belli etmeden yıkılanların hikâyesidir.
Bir telefonla değişir tüm zaman...
Gazeteciler...
18 yaşında yetimliğin ve karşılıksız bir hayalin gölgesinde hakikati arayan bir delikanlıya; 37 yaşından, nasip olmuş mutlu bir yuvanın ve geçmişe duyulan minnetin pencereli cevabıdır.
Eve dönmek özüne dönmek. Eve dönmek kendine dönmek. Eve dönmek yüreğine dönmek. Eve dönmek sezgilerine dönmek. Eve dönmek sevgiye dönmek.
Pazar tezgahının kütle çekimser alanına giren özne, önce cüzdanındaki banknotların olmaması dalga dalga alamama fonksiyonunu çökerterek potansiyel varlığı nakdin olmaması somutluğa dönüştürür.
Bazı mekânların ruhu vardır.
Her insanın içinde kimsenin bilmediği bir hikâye, dilinde saklı bir dua vardır. En güzel şahidimiz, bizi yaratan Rabbimizdir.
Zaman Zaman..
Karasal UHF TV Frekansları Neden 4.5G ve 5G’ye Devredildi
Düşünceyi görsel ve video eşliğinde keşfet
Geçen hafta annemin eski çekmecesini karıştırırken bir zarf buldum. İçinde sararmış birkaç fotoğraf vardı. Çoğunda tanıdık yüzler gülüyordu ama birinde, bir kayığın kenarında oturan genç bir adam vardı. Yüzünü tam seçemiyordum, güneş gözlerini kısmıştı. Fotoğrafı çevirdim.
Arkasında, neredeyse silinmiş mavi bir kalemle yazılmış tek bir isim duruyordu: Halil.
Bazı insanlar hayatımıza ansızın gelirler. Büyük gürültüden uzak, sessizliği ve köhne bir zamanın sihirli yanıyla “merhaba” der gibi. Ansızın. Öylece. Işık hızında ve mucizevi.
Bazı insanlar hayatımızın çemberinden geçerken bahçemize gül ekerler. Küçük ayrıntıların büyük duygularıyla engin merhabalarla geliverirler. Ansızın. Bir bakış, yarım kalan bir cümlenin devamı gibi gelir. O cümle ömrünce devam etsin istersin. Bir sepeti çiçeklerle donatıp karşına çıkmış gibi.
1'incisini okumak isteyenlere;
https://www.edebiyatla.com/denemeler/endiselenmek-anksiyete-seans-1-329765
*Bir yıl, bir ay ve bir gün,
Dulnera'ya güller ile,*
Babamın o vakitlerde söylendiğine göre iki yaşlarında ve ilk çocuğuyum. İşte ben kendimi bilip yaşamaya göz açtığımda bu aziz El-Aziz evliyalar diyarındaydım. Her daim hazan vaktinin ağlamışlığıyla tanıştım hayatla. İnatla dağların serin sıcaklarıyla kavrulan başaklarda nefes aldım. Oysa kendimi tanıdığımda küçük virane Anadolu kasabasında soludum, mavi gökyüzünün yokluk kokan özgürlüğünü. İnançların günü birlik peşkeş çekildiği mezhep çatışmalarının altında ezildim kimi zaman. Suskunluğum masum ufak haykırışlara dönüştü kimi zaman. Bozuk düzende sevginin gücüyle içimde yapayalnız bir şair yaratıp ihanete ve sevdaya dair karanfiller sundum hayata çocuk. ilk Harput’u anlatmakla başlamak istiyorum. İnşallah sen ve okurlar sıkılmazlar benden. Yaşantım ne öyle cafcaflı nede sevgi doluydu. Hem iki yakasına hasret İstanbul gibi yetimdim. Hem de Nazım Hikmet’çe kalemime sarılıp Vera’dan sevgi dilendim. Kocaman bedenimde minik yürekli çocuk olarak hiç büyümedim ben çocuk. Harput ah Harput nasıl dillendirsem ki seni bilemiyorum. Aslında seni severken incitmekten korkuyorum Aziz evliyalar diyarım. Harput çok eski bir yerleşim yeri olmakla birlikte tarihte savaşlar yaşamış kavimleri bağrında beslemiştir. Burada eski tarihlerden yani Osmanlılardan kalma Han, Hamam, Çeşme, Kilise, Kale, Camii, Dergâh, Ev, Bağ, Bahçe, Mesire yeri, Türbe gibi eserler günümüze kadar gelebilmekle birlikte birde o dönemden bize kalan ve bilgi veren insanların kullandıkları eşyalar da günümüze ışık tutmaktadır. Bu gün Harput ve yöresinde yaşayan insanlar bile giyim, kuşam, konuşma, örf adetleriyle o dönemi hala yaşıyorlar ve gururla gelecek nesillere de aktarmaya çalışıyorlar. Öyle ki bir an o dönemin girdabına kapılır yaşadığını hissedersin çocuk. Güneş erken doğar yaşam ağır ilerler kağnı sırtında. Gün uzundur erken bitmez, nefes gibi adeta yaşadığını hisseder insan bir heves gibi gün be gün huzur içinde. Şehre uzaktan bakınca kayalar üzerine işlenmiş motif aşiyan yuvası gibi görünür. Yolu yaşadığım çocukluk dönemlerinde bakımsızlık ve maddi imkânlardan nasibini almamış tek yönlüydü Harput’un. Adeta eteklerine atılmış sayısız çizikleri andırı-yordu kıvrılarak tepeleri tırmanan karayoluna uzaktan ba-kınca. Çocukluğumda en maharetli usta şoförlerin bile bu yolda zorlandığını hatta kaza geçirip çok kereler tepelerden yuvarlandıklarına hem şahit olurdum hem de duyardım. Ki bu uçurumlardan kurtulan çok az kişi şanslı sayılırdı. Eleziz mezireden yukarı şeher Harput’a çıkarken İlk göze çarpan ve bir Artukoğlu beyi olan Belek (Balak) Gazi’nin at üstünde heybetli heykeli karşılar davetli davetsiz misafirlerini. Söylentiye göre heykeli Elazığlı deli Nuri adlı bir öğretmen yapmıştır. Heykelin yapımında kullanılan harç karışımını süt ile yaptığı da söylenmektedir. Artukoğulları devrinde adı hala Harput ve Elazığ’da anılan Belek (Balak) Gazi Harput’un yetiştirdiği en ünlü Türk Fatihi olduğu bilin-mektedir. Neyse ileriki bölümlerde Hadi gel hem beni dinle hem de sabah ayazı rakı nefesli kokarken biz sokak aralarında yürüyelim el ele seninle çocuk. Hey çocuk baksana sevecen dostane bir yanın var sanki. Sana ben de yörenin tüm güzelliklerini anlatıp kendi adıma acı tatlı anılarımı yâd etmek isterken, seninde güzel vakit geçireceğini umarım. Okurlarında kendi yaşantılarından kesitler olduklarını hissedip keyif almalarını dilerim. Bak çocuk biz bir adı da yukarı şeher olan Harput’ un girişindeyiz, bir kale düşün ki giriş kapısı olmayan. Şehrin Sol tarafı yüksek kayalık olduğundan ancak bitiminde evler yapılmış. Ki burası şehre girişin kapısı sayılırken girişine layık ta ismi var. Yeri gelince yeniden bahsederiz. Bu sanına yakışır giriş Dar kapı adıyla anılır. M.Sıtkı Döner hocanın araştırmasına göre eskiden Harput'a girilirken Dar Kapının şekli kemer görünümündeymiş. Sağ taraftaki duvar, Sağır Müftü Efendi'gillerlerin duvarıdır. Bu Duvar, Hasan Hicabi tarafından 1876 yılında yapılırken, "Dar Kapı" yıkılmıştır. Dar kapı'nın Elazığ girişinde toplanan çeşitli türden ahali, elinde avucunda olanı getirir dar kapı girişinde satar, lazım olanları da alırmış. Bu bakımdan burası bir nevi pazar olurken aynı zamanda da dilenenlerin oluşturduğu uzun kuyruklar ile esnafın hayrını dağıttığı yer olarakta bilinmektedir. M. Sıtkı Döner hocaya bu değerli bilgi için çok teşekkür ederim. Sağında Sağır Müftügil ve ona bitişik olan Hacı Hıdır konakları vardır. Dur duuur çocuk sana evvela bu zata neden sağır müftü dendiğini anlatayım.
SAĞI MÜFTÜGİL HİKÂYESİ
TÜRKİYE CUMHURİYETİ 103 YAŞINDA
Bugün 28 Ekim 2026! Yarın Mustafa Kemal Atatürk'ün kurduğu Türkiye Cumhuriyetinin 103’cü kuruluş gününü kutlayacağız.
Yeni bir deneme paylaş; bakış açını edebiyat topluluğuyla buluştur.
Denemeler sayfasını tanıtan kısa rehber
Deneme, yazarın bir konuya kişisel, özgür ve araştırıcı bir bakışla yaklaştığı edebî türdür. Edebiyatla'da farklı düşünce dünyalarından denemeleri keşfedebilirsin.
Edebiyat, sanat, toplum, yaşam ve kültür üzerine yayımlanan denemeler güncel akışlar ve kategorilerle düzenlenir.
Kendi düşüncelerini deneme biçiminde paylaşabilir, takip ettiğin yazarların yeni yazılarını okuyabilir ve yeni bakış açılarıyla karşılaşabilirsin.
Evet. Giriş yaptıktan sonra deneme oluşturma sayfasında başlık, açıklama ve metnini ekleyerek yayımlayabilirsin.
Edebiyat, sanat, kültür, toplum ve kişisel deneyimler dâhil olmak üzere özgün bir bakış geliştirdiğin farklı konularda yazabilirsin.
Evet. Denemene bir kapak görseli ya da desteklenen bir video bağlantısı ekleyebilirsin.