Topluluktan yeni düşünce yazıları
Eve dönmek özüne dönmek. Eve dönmek kendine dönmek. Eve dönmek yüreğine dönmek. Eve dönmek sezgilerine dönmek. Eve dönmek sevgiye dönmek.
“ Hazla hızlanan adımlar tükenişe koşar; ruhun şifası, yavaşlayıp derinleşmekte ve sükûneti bulmaktadır.”
''İnsan, durduğu yerin kendisi olmadığını anladığı gün özgürleşir.''
Pazar tezgahının kütle çekimser alanına giren özne, önce cüzdanındaki banknotların olmaması dalga dalga alamama fonksiyonunu çökerterek potansiyel varlığı nakdin olmaması somutluğa dönüştürür.
Bazı mekânların ruhu vardır.
Her insanın içinde kimsenin bilmediği bir hikâye, dilinde saklı bir dua vardır. En güzel şahidimiz, bizi yaratan Rabbimizdir.
Zaman Zaman..
İnsan kendisine ne zaman yabancı olur, bilmiyorum.
Karasal UHF TV Frekansları Neden 4.5G ve 5G’ye Devredildi
Ümit Yaşar Oğuzcan
Son ordinaryüs
Su, önce bir sızıntı gibi geldi. Sonra bir çığlık...
Düşünceyi görsel ve video eşliğinde keşfet
Ben o eve nasıl gideceğim, dedim ve bir taşın daha ağıdını yutup anneme kendi ellerimle uzattım. Ev aynı ev. Sıvası, harcı ve içindekileri ama acısı ve yarası hãlã kanıyor. Asla ve kat’a ve zinhar! İyileşme olasılığı bulunmayan, onmaz şeyler var içinde. "Ev karadır" dedi Füruğ. Dedim, bizim ev yaradır. Acılarına ve günahlarına taş binayı da ortak etmek böyle bir şey olmalı. Biraz balçık ve katran. Biraz kabuk ve yara. Bu ev, bu mahalle, bu beton binalar sanki yuttuğum taşları kalbime kusuyor. Demek sizde de acı var madam! Ben böyle günlerin sabahı olmaz sanırdım. Biz sonra kaç sabah daha uyandık, bir gecenin öfke doğuran karnından. Sanki dün ölmüşüm gibi herkes ağlamaya başladı, herkes bağırıp çağırmaya ve Kabil’in taşını birbirine fırlatmaya. Oysa insan ölünce önce öksüz kalır, sonra yetim, sonra da yarım. Şimdi beni seviyormuşsunuz gibi ilgi gösterebilirsiniz, yeni doğmuşum gibi başka bir acıdan. Saçlarımdan şefkãtle sevgisiz ellerinizi geçirip, başımı okşayabilirsiniz yapmacıktan.
Çünkü evler de; içinde oturanlar gibi bir süre sonra solup ölmeye başlıyor. O ev benim için artık bir mezar, içine girersem çıkamam!
Yazı başlığındaki “ Allah Var mı?” sorusunu görünce, kaşlarınızın çatıldığını, gözlerinizin öfkeden kızardığını görebiliyorum.
Haklı olarak bu nasıl soru, dediğinizi de duyuyorum. Zaten benim amacım da biraz nasırınıza basmak, sorgulama ve düşünme yeteneğinizi kamçılamak.
Son zamanlarda kitaplarda olsun mektuplarda olsun her tarafta karşıma çıkan iki önemli soruyu sizlere de sormak isterim; Okumaya nereden başlayalım ve neler okuyalım?
Aslında bu iki soru sadece bizim gazetemiz için değil, okumak için heves eden herkes için ortak bir soru çünkü bazen insan okumak istiyor ama nereden okumak isteyeceğini bir türlü karara bağlayamıyor. Evet, insan bazen okumaya heves ediyor ama nereden ve nasıl başlayacağını dahi bilemiyor. Bazen bir kitapçıya uğrarsın onlarca kitap arasında hangi kitabı alıp okumaya başlayacağın konusunda kararsız kalıyorsun.
Büyüklerimiz çoğu zaman hep bize hep şunu söylerdi; “ Bizim zamanımız zordu, siz çok şanslısınız…”
Bu cümle nedense her nesilde tekrar tekrar edilen bir söz gibi olmuştur ama bu konuyu biraz daha açmak gerekiyor.
Bazı sorular vardır ki cevabı herkesten tarafından çokça merak edilir. Ama kimse cevabını tam olarak bilmez. Son yıllarda sokakta, pazarda, meydanda, markette otobüste en çok duyduğumuz cümle de şu oldu; “ Ekonomi ne ara bu kadar bozuldu?”
Aslında hiçbir şey bir gecede ansızın olmadı. Tıpkı yavaş yavaş yaşlanan bir insan gibi. Ekonomik sıkıntılar da zaman içinde büyüdü. Fakat insan, günlük hayatın telaşı içinde bunu fark dahi edemedi. Bir gün ekmek fiyatı arttı. Başka gün kiraya zam geldi. Sonra ise elektrik, su faturaları kabardı. Derken bir sabah uyandık ve hayatın bir daha eskisi gibi olmadığını gördük.
Ne oldu bize diye düşünmeden edemiyorum. Ne zaman kitapların arasında saklanan o sessiz dünyamızı? Ne zaman kaybettik şiirlerin insanın yüreğine dokunan o ince sessini? Ne zaman bir sayfanın kokusundan, bir cümlenin anlamından bu kadar uzaklaştık? Çok özlüyorum eski zamanları çünkü insanlar bir kitabı eline aldığında sadece kelimelere bırakmazdı. Bir hayatı, bir acıyı, bir umudu okurdu. Bir insan bir şiirin içinde ke dini ya da bir roman da kahramanın da kendi yaralarını görürdü. Misal vermek gerekirse yaşar kemal daha 4 yaşındayken bir camii çıkışında onun gözlerinin öldürmeleri onu çok derinden etkilemişti ve yaşar kemal 12 yaşına kadar konuşamadı ve ardında ise hepimizin belki de her bireyin okuduğu bir yazar olmayı başarmıştı.
Şimdi ise çoğu zaman hızla tükenen bir çağın arasında kaybolup gidiyoruz. Birkaç saniyelik, şeylere de saatlerimizi veriyoruz ama kendimize ruhumuza birkaç dakika ayırmakta zorlanıyoruz. Bir kitabın bize anlatacağı yüzlerce hayat, bir kitabın bize anlatacağı yüzbinlere hikâye varken biz ne yapıyoruz biliyor musunuz? Biz başkalarının hayatlarını uzaktan izlemekle yetiniyoruz. Belki de bizim en büyük hayal kırıklığımız burada başlıyor; Kendimizi dinlemeyi, düşünmeyi ve hissetmeyi unutuyoruz.
Yeni bir deneme paylaş; bakış açını edebiyat topluluğuyla buluştur.
Denemeler sayfasını tanıtan kısa rehber
Deneme, yazarın bir konuya kişisel, özgür ve araştırıcı bir bakışla yaklaştığı edebî türdür. Edebiyatla'da farklı düşünce dünyalarından denemeleri keşfedebilirsin.
Edebiyat, sanat, toplum, yaşam ve kültür üzerine yayımlanan denemeler güncel akışlar ve kategorilerle düzenlenir.
Kendi düşüncelerini deneme biçiminde paylaşabilir, takip ettiğin yazarların yeni yazılarını okuyabilir ve yeni bakış açılarıyla karşılaşabilirsin.
Evet. Giriş yaptıktan sonra deneme oluşturma sayfasında başlık, açıklama ve metnini ekleyerek yayımlayabilirsin.
Edebiyat, sanat, kültür, toplum ve kişisel deneyimler dâhil olmak üzere özgün bir bakış geliştirdiğin farklı konularda yazabilirsin.
Evet. Denemene bir kapak görseli ya da desteklenen bir video bağlantısı ekleyebilirsin.