6 Şubat'tan Kurtulanlar 14 Nisan'dan Kurtulamadı
İnsanın kendine kurduğu en görünmez tuzak, çoğu zaman en kolay olandır.
1954 yılında bir fareler üzerinden bir deney yapılıyor. James Olsa ve Peter Milner bir kafese erkek bi fare koyup kafesin ortasına da bi düğme koyuyorlar. Fare bu düğmeye her bastığında beynine zevk veren bir şok dalgasına maruz kalıyor. İlkinde fare yanlışlıkla basıyor sonra bi kaç kez daha olunca bu düğmenin ona zevk verdiğini farkediyor düğmeye her bastığında mutlu oluyor ve iyi hissediyor. Bu fare her istediğinde buna basıp hayatına devam ediyor. Fakat bi süre sonra bilim adamları kafesin bir köşesine peynir diğer köşesine de dişi fare koyuyorlar kafesin kapısını da açık bırakıyorlar fakat bu fare ne peynire gidiyor ne dişi fareye nede kapıdan dışarı çıkıyor ortadaki düğmeye gidip durmadan düğmeye basıyor. Çünkü hiçbir efor sarf etmeden en kısa yoldan elektrik şokuyla beyninde o zevk hissini yaşıyor. Bir kaç dakikanın sonunda fareyi kontrol ettiklerinde ise yorgunluktan ve enerjisizlikten kalbinin durduğunu fark ediyorlar.
Şimdi bu konuyu nereye bağlayacağım diye soracaksınız doğal olarak.
14 Nisan'da vahşi bir şekilde küçük yavruların ve emektar öğretmenlerin katledilmesi de aynı mantıkla olmuş bir olay bence, şöyle ki
Aradan yıllar geçti. Kafes değişti, düğme değişti… ama hikâye değişmedi.
Bugün o düğme cebimizde.
Bir ekran, bi kaydırma, bi bildirim…
TikTok’ta akan videolar, Instagram’da gelen beğeniler, görünürde zararsız ama içten içe aynı mekanizmayı besleyen küçük uyarılar. Her biri beynimize “iyi hissediyorsun” diyen kısa sinyaller gönderiyor.
Eskiden bir insanın mutlu olması zaman isterdi.
Bi işte ustalaşmak, bi dostluk kurmak, bi sevdayı büyütmek…
Hepsi emekti, sabırdı, bekleyişti.
Şimdi ise mutluluk saniyelere sıkıştı.
Bir video, bi kahkaha…
Sonra bi tane daha.
Ve bi tane daha.
İnsan fark etmeden düğmeye basmayı öğreniyor.
Kapı açık aslında. Hayat hâlâ orada. Gerçek bağlar, gerçek başarılar, gerçek duygular… Ama onlar emek istiyor. Oysa ekran, hiçbir şey istemeden veriyor gibi görünüyor. İşte tam burada başlıyor kopuş. İnsan, kolay olanla yetinmeye başladıkça zor olanı unutuyor. Sabretmeyi, derinleşmeyi, anlamayı…
Ve belki de en tehlikelisi: hissetmeyi.
Çünkü sürekli uyarılan bir zihin, bir süre sonra gerçek duygulara karşı körleşir. Acıya da, sevince de, başkasının varlığına da… Her şey yüzeyde kalır. Derinlik kaybolur.
Bugünün insanı o fareden farklı değil belki de.
Sadece kafesi daha büyük, düğmesi daha parlak.
Ve biz hâlâ özgür olduğumuzu sanırken,
belki de en çok kendi elimizle bastığımız o düğmeye bağlı yaşıyoruz.
Durum bundan ibaret maalesef. Bu olayda yaşamını yitiren tüm masumlara Allah'tan rahmet yakınlarına başsağlığı diliyorum yaralılara acil şifalar diliyorum.
Dilerim ki bi daha böyle hazin olaylar yaşamayız saygı ve sevgilerimle...

