Ağacın Altında Öğrendiğim

Bir ağacın altında oturuyorum. Gölgesinde dinleniyorum. Yaprakları rüzgarda sallanıyor. Kuşlar konuyor dallarına, karıncalar tırmanıyor gövdesinden.


Ağaç hiçbirini kovmuyor. Kuşa sen fazlasın demiyor, karıncaya sen hoş değilsin demiyor. Hepsine yer veriyor, sessizce kabulleniyor.


Kabul böyle bir şey. Seçmeden, ayırmadan, yargılamadan yer vermek.


---


İnsan farklı. İnsan seçiyor, ayırıyor, yargılıyor. Bu bana uygun bu değil diyor, bu iyi bu kötü diyor. Neden böyle yapıyor?


Kendini merkeze koyuyor. Her şeyi kendine göre ölçüyor, benzeyeni onaylıyor, benzemeyeni reddediyor.


Peki doğru mu bu? Dünya gerçekten onun etrafında mı dönüyor? Yoksa o da bir parça mı?


Cevap açık. O da bir parça, ağaç gibi, kuş gibi, karınca gibi. Hepimiz parçayız, hiçbirimiz merkez değiliz.


---


Toprak her tohumu kabul ediyor. İyi tohumu da çürük tohumu da, ayırt etmiyor, yargılamıyor. Sadece yer veriyor, sonra her tohum kendi yolunu buluyor.


İnsan böyle mi yapıyor? Yapmıyor. İnsan seçiyor tohumları, bu iyi tohum bu çürük tohum diyor. Çürüğü atıyor, sadece iyiyi ekiyor.


Sonra bahçesinde tek çeşit bitki kalıyor. Zenginlik kayboluyor, çeşitlilik gidiyor. Oysa zenginlik farklılıkta gizli, çeşitlilik güçte gizli.


Bir bahçede sadece gül varsa o bahçe fakir sayılır. Ama gül de var, papatya da var, yasemin de varsa o bahçe zengin sayılır.


---


Kabullenmek zor bir iş. Önce kendini kabullenmek gerekir, kusurlarını onaylamak gerekir, eksikliklerini görmek gerekir.


İnsan kendini kabul edemiyor. Kusurlarını gizliyor, eksikliklerini örtüyor, mükemmel görünmeye çalışıyor. Ama mükemmel olan kimse yok.


Kendini onaylamayan başkasını da onaylamıyor. Kendine acımasız olan başkasına da acımasız oluyor, kendini affetmeyen başkasını da bağışlamıyor.


Ne yapmalı o zaman? Önce kendine şefkatli davranmalı, kusurlarını görmeli. Ben kusurlu bir insanım demeli, eksiğim var demeli, mükemmel değilim demeli.


Bu kabul geldiğinde başkasına bakış değişiyor. O da kusurlu diyorsun, o da eksik diyorsun, ve anlıyorsun ben gibiymiş diyorsun.


---


Farklılık kötü bir şey değil. Farklılık doğal bir şey, doğa çeşitlilikle dolu. Her ağaç farklı, her yaprak başka, her kuş ayrı ama hepsi bir arada yaşıyor.


İnsan neden farklılıktan korkuyor? Neden başka olanı tehdit görüyor? Sebep şu: Kendinden emin değil, kendi zeminine sağlam basmıyor.


Başka olan onu sarsıyor. Kendi doğrusunun tek doğru olmadığını hatırlatıyor, bu onu rahatsız ediyor.


Ama düşün bir. Senin doğrun tek doğru olsa dünya çok sıkıcı olmaz mıydı? Herkes aynı düşünse, aynı yaşasa, aynı konuşsa ne olurdu? Çok kısır bir dünya olurdu.


Zenginlik farklılıkta saklı, güzellik çeşitlilikte saklı. Tek renk sıkıcı görünür, çok renk güzel görünür.


---


Ben haklıyım demek kolay, o yanlış demek kolay. Ama belki o da kendi yerinde haklı demek zor. Bu kendi mutlak haklılığından vazgeçmek demek.


Ama bu vazgeçiş aslında olgunluk sayılır. Mutlak haklılık yok, her hakikat bir perspektif taşır. Sen kendi pencerenden bakıyorsun, o da kendisinden bakıyor.


İki pencere farklı manzara gösteriyor ama her iki manzara da gerçek sayılır.


Ne yapmalı burada? Kendi pencerenden bakarken onun penceresini de hatırlamalısın. Ben böyle görüyorum demelisin, ama o başka görebilir demelisin, ve bu normal demelisin.


Bu tevazu sayılır, bu bilgelik sayılır, bu olgunluk sayılır.


---


Doğa bize sürekli ders veriyor ama biz görmüyoruz. Ağaçlar yan yana duruyor, biri diğerini engellemiyor, biri öbürüne sen fazlasın demiyor.


Akarsular önündeki taşı düşman bellemiyor. Üzerinden akıyor, kırgın kalmıyor, kavga etmiyor.


Ama insan ne yapıyor? Önüne çıkan her şeyle kavga ediyor, her farklılığı engel görüyor, her karşıtı düşman belliyor, herkesi kendine benzetmeye çalışıyor.


Sonuç ne oluyor? Yoruluyor, tükeniyor, bitiyor ama mücadele bitmiyor. Her gün yeni bir savaş başlıyor, her gün başka bir gerginlik çıkıyor.


Oysa kabul etse ne olur? Rahatlar, hafifler, barışır, savaş son bulur.


---


Ben demek kolay, biz demek zor. Ben sınırlı bir kavram, biz geniş bir kavram. Ben bağımsız görünür, biz bağlantılı görünür.


Ama gerçek biz kelimesinde gizli. Tek başına kimse yaşamıyor, herkes bir şekilde bağlı. Ağaçlara bağlı, suya bağlı, havaya bağlı, toprağa bağlı.


Ben doğaya sahibim demek yanlış. Sahip değilsin, parçasısın. Bir ağacı kestiğinde sadece onu kesmiyorsun, onlarca canlının evini yıkıyorsun.


Bir nehri kirlettiğinde sadece suyu bozmuyorsun, tüm dengeyi sarıyorsun. Her şey bağlantılı, her eylem sonuç doğuruyor.


O zaman ben değil biz demeliyiz. Benim dünyam değil bizim dünyamız demeliyiz.


---


Kabulleniş bir erdem sayılır. Ama sadece bireysel erdem değil, toplumsal erdem de sayılır. Demokratik toplum kabul üzerine kurulu.


Farklı fikirleri onaylamak gerekir, başka yaşam tarzlarını görmek gerekir, ayrı inançlara yer vermek gerekir.


Kabullenmek desteklemek demek değil, sevmek demek değil, onaylamak demek değil. Sadece yer vermek demek, sen de varsın demek, senin de hakkın var demek.


Bu hoşgörü sayılır, bu demokratlık sayılır, bu medenilik sayılır.


---


Sonuçta hepimiz bu dünyada birlikte yaşıyoruz. Birbirimize muhtacız, doğaya muhtacız. Kabullenmeden, hoşgörüden başka çare görünmüyor.


Ne kadar narin dokunursak o kadar az incitiyoruz, ne kadar onaylarsak o kadar az zarar veriyoruz.


Seçim bizim elimizde. Ya savaşmaya devam edeceğiz ya da barışacağız. Birinci yol yorucu görünüyor, ikinci yol rahat görünüyor.


Hangisini seçeceğiz?


Turgay Kurtuluş 



14 Mayıs 2026 5-6 dakika 113 denemesi var.
Yorumlar