Ah Be Bayram


Eskiden bizim köye gelen bir bayram vardı. Senede iki defa köye gelir, gelince bazen üç, bazen dört gün köyde kalır sonra giderdi. Bayramı köyde sevmeyen yoktu. O köye gelecek diye başka yerlerde çalışan herkes işi gücü bırakır köye gelir, bayram köyden gidince onlarda giderdi. Her sene köylüler bu sene bayram bizim köye yine gelsin diye oruç tutar, gidince aşkı, muhabbeti ve bereketine doyamadıkları bayramın bir daha köye gelmesi için hali vakti yerinde olan herkes bayramın ikinci gelişinde kesmek için kurbanlık alır ve bayramın tekrar gelmesini beklerdi.

Çocuklar için bayramın köye gelmesi yama sezonunun bitmesi demekti. Bayramın gelmesine yakın pantolonunda yama olmayan çocuk neredeyse hiç olmazdı. Pantolonun arkasında, dizlerdeki yama sayısı çocukların yaramazlık derecesi gibiydi. Yama üstüne yama yada yama yapacak yer kalmazsa anne, babalar çocuklarına bayrama kadar rahat dur be evladım diye uyarılarını sertleştirir Çocuklarda kendi kendini disipline eder bayram gelesiye kadar düşmemek için koşmaz, ağaca tırmanmaz, itişli kakışlı oyunlara girmezdi.

Hazır pantolon elbise yoktu bayram gelmeden terziler köyün en saygın insanları olurdu. Eline para geçen çocuğunun elinden tutar ölçü için terziye getirir rafta beğendiği kumaşın kaporasını verirdi. Geri kalan kumaş ve dikim parası ya dikilince yada halı dokuma parası alınca, hayvan satınca yada mevsimlik pamuk, elma, gül toplayınca ele geçecek paradan diye söz verilip el sıkışılırdı. Onun için terziyle iyi geçinilir sözü dinlenirdi.

Bayram gelmeden terzinin diktiği elbise, bakkaldan alınan ayakkabı sandıklara kilitlenir arefe akşamı yarın bayram gelince giyeceksin diye tembih edildikten sonra çocuklara teslim edilirdi. Akşamdan sabaha bakıp giyemediğin kokusuyla idare ettiğin yastığının baş ucundaki yeni elbisenin kumaş kokusu ve kara lastik kokusu sabah köye gelecek bayramın tarif edilmez kokusuydu. Öyle bir koku ki yufka ekmeği ile beslenip fırın ekmeğinin kokusunu bilmeyen çocukların zihinlerine işlenen ilk kokuydu o.

Sabah olunca bayram gelecek diye kız çocukları allı pullu basma elbiselerini giymiş, saçlarını belik yapmış, erkek çocukları yeni elbiseleri ve kara lastikleri giymiş, yeni gelinler başlarında altınlı fes, fes üstüne renkli duvaklar, sırtında kebe, belinde kat kat mühendislik harikası çırpanalarını takmış, kadınlar daha sade basma elbiseler giymiş, erkekler pantolon, gömlek ve yünlü kara lastik giymiş olarak herkes bayramı karşılamaya hazır olurdu. Bayramın köye gelmesi için kılınan namazdan sonra bayram artık resmen köye gelmiş olurdu.

Namazdan sonra camiden çıkan bayramı görenlerin yüzündeki mutluluk görülmeye değerdi. Bütün çocuklar bayram gidesiye kadar üç dört gün boyunca hangi mahallenin neresinden, hangi evden gezmeye başlayacağı stratejisini belirledikten sonra bir dahaki bayrama kadar saklayıp canı çekince yiyeceği kaba şeker, bisküvi, gofret, leblebi, üzüm, keçi boynuzu, çitlembik ve bayram için köye şehirden gelen köylülerin getirdiği naylon kaplı şeker toplamak için iş başı yapardı. Sabah giden çocuklar akşam eve gelir topladıkları şeker gofret bisküvi ne varsa ayrı ayrı tasnif eder, halka şekerleri ipe dizerdi. Hatta bayramdan bir kaç ay sonra çocuklara topladıkları yiyecekleri gösterip bunu kim verdi, şunu kim verdi diye sorsanız bir çoğunu hangi evden verildiğini, kimin verdiğini bile söyleyebilirlerdi.

Ya para? Çocuklara para verilmez para köyde ki yetim öksüz çocukları sevindirmek için verilirdi. Ya akraba çocuklarına para? Sadece akraba olduğun için diğer çocuklardan birkaç bisküvi, şeker fazla verilirdi. Şimdi öyle mi çocuklar bile para verilen yere giderken, para verilmeyen yerlere gitmek istemiyor. Anne babalar da çocuğuma az para verdi çok para verdi muhabbetinden geri kalmıyor. Ya bayramın ikinci gelişi ikinci gelişte kurbanlar kesilirdi. Mangal yoktu et, böbrek odun közünde pişirilir külleri silkelenir yenirdi. Kesmeyen kim varsa dağıtıldıktan sonra kalan etler saklamak için dondurucular olmadığından tamamı kavrulur serin yerlerde kavurma olarak saklanırdı.

Kırk yıl önce bayramın gelişi beklenir, bayram karşılanır ve uğurlanırdı. Ya bugün öylemi bayram yine gelecek fakat bayram gelince onu karşılasın diye her eve bırakılmış birkaç ihtiyardan başka kimseyi bulamayacak. Çünkü herkes bayram geldi diye sahile denize bayramın gelmediği yerlere çoktan kaçmış olacak. Bayram, bu defa geldiğinde çocukları istismar eden, tecavüz edip, öldüren sapıklar yüzünden sabah evden çıkıp akşam eve gelen yalnız bir başlarına güvenle bayram gezmesi yapan çocuklarıda artık göremeyecek. Ah be bayram bu pislikler yüzünden sen geldiğinde çocuklara nasıl el öptürüp, başlarını okşayıp, sarılacağız inan bizde bilmiyoruz.

Büyükler, ya bayram gelmeden, ya bayram gittikten sonra adet yerini bulsun diye ziyaret ediliyor. En kötü ihtimal sesimizi bayram duymasın, yerimizi bayram bilmesin konuşursak bayram gelince sende gelecekmisin diye sorarlar diye sesli konuşma yerine mesaj tercih edilince telefonumuz, tanıdığı telefonlar ile bayram hakkında yazışırken biz yazdıklarını okuyoruz. Çocuklarını alıp bayram gezmesi yapan az sayıda insana bile garip ve şaşkın bakışlar gözle görülür kalple hissedilir olmaya başladı . Giderek bayramı bekleyende, karşılayanda uğurlayanda azalıyor.

Artık maalesef bayram yerine tatil bekleniyor, harçlık bekleniyor, oruçlular yüzünden ara verilen yaşantı bekleniyor. Ah be bayram gün geçtikçe seninle samimiyeti kesip, araya mesafe koyanlar giderek artıyor. Bende seni göremediğim yerlere gitmiyorum artık. Zaten kimsede gelip seni bende aramıyor.

Ali Erdem

Yorumlar
  • Henüz yorum yazılmamış