Ayasofya

Ayasofya

Ayasofya Bizanslılar tarafından kilise olarak yapılmış bir mabeddir.

İstanbul, Fatih Sultan Mehmet tarafından feshedildikten sonra Selçuklu ve Osmanlı İmparatorluğu devlet yönetimleri tarafından fetihte yararlılık gösteren atlı askerlere (sipahiler) toprak (tımar) verilirdi. Bu toplu tımar her bir atlı askere 3.000 ile 20000 akçe arası bir değere bölünür bu her bir askerin payına düşen değerde toprak parçasına üzerindekilerle birlikte kılıç hakkı denirdi. Bu bir yada birden çok kişiye ait kılıç hakkı miras yoluyla üzerindeki Ayasofya cami gibi taşınmazlarla birlikte bir vakfa kadar devrola devrola günümüze gelmiştir. Danıştay'da dava açan da Ayasofyanın son sahibi bu vakıftır.

Ayasofyanın İstanbul'un Fethinden sonra bir kısım medyada 657 yıldır, bir kısım medyada 681 yıldır cami olarak kullanıldığı yazılıyor. Doğrusu 1453- 1920 arası 657 yıl kesintisiz cami olarak kullanılmış 1920 yılında İstanbul'un işgali ile Ayasofyayı vermemek için askerleri ile bir süre direnen Tevfik bey İstanbul hükümetinin işgal devletlerine teslim etme kararıyla pes etmiş Ayasofya işgal devletlerine teslim edilmiştir.

681 yıl kesintisiz ibadet yapıldı diyenler Atatürkle sorunu olanlardır. İstanbul işgal edilince Ayasofyanın anahtarını Fransızlara verilişini Atatürkün 3 yıl süren işgali sona erdirişini Ayasofyayı Atatürkün tekrar cami yapmasını gizleyip onu din düşmanı göstermeye çalışan vicdansızların sistematik hinliğidir. 1923 yılında Mustafa Kemal Atatürk İstanbul'u düşman işgalinden kurtarıp Lozan Antlaşması ile Türk bayrağına selam vererek İstanbul'dan ayrılan işgal devletleri askerleri ayrıldıktan sonra 24 Temmuz Lozan Antlaşması günü yani bugün gibi bir Cuma günü tekrar Ayasofyayı cami olarak açmıştır.

1930 yılında yeni Türkiye bir taraftan kurtuluş savaşında tekalifi milliye emirleri gereği halka borcunu öderken bir taraftandan savaştan çıkmış ülkeyi ayağa kaldırmaya çalışırken faşizm hortlamış 1934 yılında tadilat bitince o yıllarda Almanya'da Hitler İtalya'da Mussolini faşizmin tavan yaptığı yıllarda bu faşist ülkeler bir bahane bulup saldıracak bir ülke arıyorlardı.

Bizim gibi bütün ülkeler faşizmin ve bu faşist liderlerin saldırı hedefinden ülkelerini korumak ve bu tehlikenin dışında tutmak için siyasi hamleler yapıyorlardı. Muhtemelen Atatürkte bu tehlikeyi hissetmiş olmalı ki zekice bir kararla bu faşist ülkelerin hedefi olmamak için tadilatı biten Ayasofyayı müze yapma kararı aldığını bu geçici müze yapma kararının ülkemizi faşizmin tehditinden kurtardığını düşünüyorum.

Tıpkı yakın zamanda fetö darbe kalkışmasında ajan diye tutuklayıp Trump delisinin hedefi olup ekonomik yaptırım sonucu en az on yıllık kazancımız heba olunca, bir nevi ekonomik savaştan ülkemizi korumak için papazı serbest bıraktığımız gibi. Aradaki fark biri tehdit hissedilince, biri tehdit gerçekleşince ülkemizi korumak için alınmış kararlardır.

Bu faşizm tehlikesi Gazi Mustafa Kemal Atatürk vefat ettikten sonra 1939 yılında başlayıp 1946 yılında biten 2. Dünya Savaşının bitişiyle son bulmuştur. Eğer Atatürk 1946 yılında yaşasaydı faşizm bitince kimsenin kuşkusu yokturki Ayasofya yine cami olarak açılır 2020'lere mahkeme kararına kalmazdı.

Gelelim bugüne Ayasofyanın cami olarak kullanılma kararı günler öncesi alınmış olmasına rağmen aynı Atatürk gibi Lozan Antlaşması'nın yıl dönümünde yine bir cuma günü açılması beni sevince boğarken Atatürkle sorunu olan vicdansızların tarihi gerçekleri çarpıtarak Atatürk'ü itibarsızlaştırma çabaları derinden üzmüştür.

Beğenelim beğenmeyelim hepimiz Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyız Emperyalist ülkeleri sevindirmemek için mahkeme kararlarına saygılı olmalı, mahkemelerimizin kararlarının arkasında durmalıyız. Milli konular iç siyasete malzeme yapılmamalı, Milli değerlere saldırı kişilere getirisi olan bir kazanım olmamalı.

Şunuda herkesi düşünmeye davet ediyorum bu karar sonucu ırktan gelen Türk kardeşimiz olan KKTC ve Türk devletleri yanımızda yer alıp bizi desteklerken, din kardeşlerimiz olan Müslüman devletler, dini İslam olan devletler Müslüman ların ilk kıblesi Mescidi Aksayı, Kubbet-üs Sahrayı kuşatan işgalci İsraile susan devletler, Biz müslüman kardeşleri Türklerin Ayasofyayı cami yapma kararından sonra tüm hristiyan devletler birlik olurken, dindaş devletler neden susuyor, hatta karşı çıkıyor.

Amerika ve Avrupa gibi emperyalistlerin tepkisini zaten biliyoruz sürpriz değil Kurtuluş Savaşında maşa olarak kullandığı Yunanistanı bu karar sonrası misilleme için kullanamayacak ellerinde bir tek Selanikte Atatürk'ün doğduğu ev var buna cüret ederlerse bizdede onlarca onların kilise patrikhanesi var. Yunanistan'daki soydaşlarımıza birşey yaparsa bizdede onların soydaşları var. Gavur gavurluğunu yapacak Muhtemelen bu defa ekonomimizi hedef alacaklar başaramazlarsa İsrail'i destekleyip maşa olarak onları kullanacak Filistin'deki kutsal mekanlarla tahrik edeceklerdir.

Zaten Kurtuluş savaşı yapılmamış Atatürk, silah arkadaşları ve kurtuluş savaşındaki kahraman Türk halkı varoluş mücadelesi vermemiş olsaydı bugün ne vatanımız, ne devletimiz olacak, ne milletimiz, ne bayrağımız, ne ezan ne Ayasofya olacaktı. Hepsi 1920 Istanbulun işgaliyle son bulacaktı. Belkide çoğumuz Markus, Anthony, Clara, İzabel... olarak Ayasofyada namaz değil ayin yapıyor olacaktık.

İyiki bu topraklardan geçmişler bize bir vatan, bir bayrak minarelerinde ezan okunan camiler bırakmışlar ve bugün onlardan devraldığımız güçle Ayasofyayı cami yaptık. Söz konusu vatan olunca varoluş mücadelemizi bilen Yunan birşey yapmaya cüret edemediğinden hamilerine yalvarıyor. Ne kadar uğraşsanızda Atatürk'ü itibarsızlaştırarak, unutturmaya çalışarak bu milletin gönlünden, yüreğinden, tarihinden çıkarıp atmayı başaramazsınız.

Bu vesileyle bu vatan için şehit olmuş gazi olmuş hizmet etmiş Malazgirtten günümüze milli değerlerimiz olan her Türkü minnet ve şükranla anıyorum.

Hatam varsa Tarihçi hocalarımın affına sığınıyorum kıt tarih bilgimle bu kadar....

Ali Erdem.

25 Temmuz 2020 5-6 dakika 23 denemesi var.
Beğenenler (3)
Yorumlar