Ben Gidiyorum

Ben Gidiyorum



bazı sözler vardır, kapı aramaz, çünkü zaten rüzgara söylenmiştir. ne bir yüze bakar, ne bir isme tutunur. zamana bırakılmıştır, zaman da alır onu, bohçasına koyar. okuyan kim olursa olsun, kelamın içinden uzanan el aynı yere değiverir, insanın kendine geciktiği o oyuk yere. yazı burada anlatı değil, emanet gibidir. kan gibi akar, süt gibi besler, ses gibi yayılır. manasıyla değil, taşınışıyla gerçektir, omuzdan omuza geçen bir yük, dilden dile dolaşan bir niyet.

insan sözü çoğu kez anlatmak için değil, saklamak için söyler. korunacak olanın adını koyar ki kaybolmasın. ad verilen şey dile bağlanır, dil de gönle. o yüzden kimi kelimeler şeker gibidir, serttir, sabır ister, bekler. yıllarca sandıkta durur, bozulmaz. vakti gelince ağızda erir, aceleye gelmez. çiğnenmez. en kalıcı duygu böyle saklanır, suskunlukla, bekleyişle, sabırla.

sevgi de böyledir, bohça işidir. herkese açılmaz, çünkü her el taşıyamaz. verilen şey bazen yük olur, alınan şey mesuliyet. hakiki bağış, elden ele geçen bir şey değil, gönülden gönüle çarpan bir sızı, bir ürpermedir. alanı da vereni de yerinden eder. almak çoğu vakit vermekten ağırdır, çünkü insan aldığıyla ne edeceğini şaşırır. kimi susar, kimi mahcup olur, kimi borçlu hisseder.

dünya nezaketle çevrilecek bir değirmen olmaktan çıkalı çoktur. insana incelik göstermek, kediye selam vermek, ağaca taşına hal hatır sormak. bunlar edep işi değil, yalnız var olma sınavıdır. kibarlık güçsüzlerin oyunu değildir, yaralıların son dirliğidir. kabalık ise ruhun üşengeçliği, yorulan gönlün sertleşmesidir.

bedenin hastalanması bile bazen göçe hazırlıktır. hayat, insana kendinden ayrılmayı öğretir. bir vakit besleyen yetmez olur, tanıdık tat ekşir, güvenli yer dar gelir. büyümek, sırtını dönebilme cesaretidir. o cesaret gelmezse insan kozasında döner durur, beyaz, yumuşak, korunmuş ama uykuda. masumiyet kımıldamazsa erdem olmaz, durgunluğa, çöküntüye döner.

kimi evler bu yüzden zindandır. duvarı sağlam, bahçesi derli toplu, ama içi doğmamış ihtimallerle doludur. yaşanmamış ömürler orada yığılır, ağırlaşır. dışarıdan huzur sanılan, içeride ertelenmişliğin tortusudur. hakiki hayat çoğu kez aç kedilerin gözünde parlar, sinirli, ürkek, ama uyanık.

müzik de her karanlığı süpürmez. en yanık türkü bile kapalı bir evin içini büsbütün aydınlatamaz. insan bildiği acıyı susturamaz, onunla birlikte dinler, aynı sazdan çalar. cennet fikri belki de buradan doğmuştur, görmezden gelmenin güzel adı olsun diye. yine de insan bilir, iz bırakmadan göçmek tabiatın yoluna ters. hayat kendini sürdürmek ister, bir nefeste, bir bakışta, bir hikayede.

terk edilmiş evler bu isteğin yarım kalmış türküsüdür. kapıları çivilenmiş, pencereleri suskun, içlerinde zaman çömelmiş. şehirler kalabalıklaşırken oralarda vakit durur. önünden geçen yolcu, kendi içindeki terk edilmiş odaları anımsar, kilitli sandıkları, söylenmemiş sözleri, verilmemiş selamları.

belki de bütün iş buradadır. gönülden gönüle varmayan hiçbir şey hakiki değildir. ne sevda, ne bağış, ne söz. kelime bu yolu bildi mi inci olur, bilmedi mi sayfada kalır, güzel, süslü, ama yetim. insan da yetim bıraktığı her mananın bedelini, bir gün sessizliğin terazisinde öder.

03 Ocak 2026 3-4 dakika 74 denemesi var.
Yorumlar