Bir Hayal Bir Şehir Hatay - 1

Her gün aynı heyecan aynı dikkatle şaşırmadan belli eylemleri yapmaktan hayret hiç sıkılmıyor aksine ilk defa yapıyor gibi büyük bir şevkle yılmadan yapıyordu dün hava serindi gece yağmur yağmış olmalı perdeyi çekti uzakta asi nehri yine bulanık akıyordu gökyüzünün gri rengi şehrin üzerine düşse de dağların sevimli yeşil saygın güven verici duruşları güç katıyordu evin balkonunu çok seviyordu neredeyse ömrünün en güzel saatlerini burada geçiriyordu çünkü sevdiklerini dostlarını burada ağırlıyor burada kahve içiyorlardı dün akşam serindi cesaret edemedi üşümek hiç yaramıyordu aynaya şöyle bir baktı ilerlemiş yaşına rağmen gençliğinde ne kadar güzel olduğunu düşündü bu coğrafyanın çizgilerini taşıyan mezopotamya'nın münbit savaşcı toprağının yetiştirdiği gençlik günlerini ışık hızıyla aklından geçirdi gözleri nemlendi yorucuydu fakat asi nehri kadar inatçı ve gururlu fakat sevgi merhamet deposu kişiliğiyle övündü yıllar nasıl da geçmişti gerçekten nasıl bir şey bu zaman gerçeği şunca yıl saniye kadar işte hepsi içinde ah akıl sır ermiyor neyse işine bakmalıydı sabah kahvesine komşu kızları ve komşusu gelecekti ortalığa şöyle bir göz attı günde dört kahve içiyordu ama sevdikleriyle içmedikçe zevk almaz zaten bunu da yapmazdı hafıza kaybını engellediğini biliyordu ayrıca öyle alışmıştı ki yorgunluğunu alıyor duygu düşüncelerine zindelik geliyor kalbi dinçleşiyordu dün çok yorulmuştu beş yıllık buzdolabıydı bozulmuştu hemen yenisini almış eskisini de yazlığa götürmeyi planlamıştı şaşırmıyor değildi modern diyorlar elektronik manyetik en son ileri teknoloji filan fakat ömrü kısa olmuştu işte buna canı sıkılmadı değil böyle sık sık arıza bozulup atılma yeniden yeniden tüketim bu Yahudi ticareti denilen uyanık üretim tarzı aynen devam ediyordu iki yana başını salladı bir yandan da kulağını kapıya veriyordu az sonra zil çaldı aslı önde dilek arkada o gülen yüzleri sıcacık dostlukları sevimli cana yakın duruşları ile inanılmaz güzel kalpleri vardı daha önce hazırladığı karpuz çekirdeği ve kızların getirdiği çekirdeklerle sehpa hazırlanmıştı karşı komşu da geldi işte dörtli tamam ))) gökyüzü de giderek açmış balkona güneş ışınları düşüyordu bu güzel insanların dost sohbetine doğan güneşe ve asi nehrinin varlığına şu dağların bakışına dayanılmazdı ah hele kahvenin tadını aldıkları o ilk yudumla başlanılan sözün dönüp dolaşıp evlilik eş aile konularına gelmesi kaçınılmaz oluyordu dilek birden söze atladı '..necva abla bunca işe güce maharete sabra dayanmaya yazmaya çizmeye nasıl güç getiriyorsun ..'..ah dilek iş başa düşünce sen daha fazla dayanacaksın sen ben biz hepimiz mezopotamya'nın kaderiyiz geleceğiyiz dünü nasıl inşa ettiysek yarınları da edeceğiz ..demiş miydi içinden mi geçirmişti söylemeli miydi yoksa ne demeliydi... ..


2011 çengelköy

27 Mayıs 2012 2-3 dakika 164 denemesi var.
Beğenenler (1)
Yorumlar