Dağ Evi

Kar üç gündür yağıyordu. Yollar kapanmıştı, köy telefonu çekmiyordu, dışarıda rüzgar tahta duvarların arasından sızıyordu. Adam bunu biliyordu, kadın da biliyordu. İkisi de bildiğini biliyordu ama kimse söylemiyordu.


Ocağın önünde oturdu. Odun attı. Ateş büyüdü, sonra küçüldü, sonra yeniden büyüdü.


Kadın mutfaktaydı. Bir şeyler kaynatıyordu, ne olduğunu sormadı. Bu evde sormak gerekmezdi bazı şeyleri, koklarsın, anlarsın, geçersin.


Ceketinin iç cebine uzandı. Bir fotoğraf vardı orada, katlı, yıpranmış. Çıkarmadı. Sadece parmak uçlarıyla hissetti, kağıdın köşelerini, iki yılın ezikliğini.

Kadın geldi, yanına oturdu. Diz dize değil, bir karış boşluk bırakarak. Bu boşluk önemliydi, bu boşluğu ikisi de korudu.


Bir süre ateşe baktılar.

Sonra adam konuştu. Uzun konuşmadı, çok da az değil. Anlattı. Yüzüne bakmadan anlattı, ocağa bakarak, ateşin içine bakarak. Sesi düzdü, kırılmadı, ama son cümlede bir çatlak geçti, küçük bir çatlak, fark edilir fark edilmez cinsten.


Kadın dinledi. Sormadı, kesmedi, yorum katmadı. Sadece dinledi.

Bitirince adam sustdu. Fotoğrafı çıkardı cebinden, masaya koydu. Karanlıkta çocuğun yüzü belirsizdi ama gülümsediği belliydi.


Kadın fotoğrafa baktı. Sonra adama baktı.

Elini uzatmadı, sarılmadı, teselli etmedi. Kalktı, mutfağa gitti, iki bardak çay getirdi. Birini önüne koydu, birini aldı.

Bardağı tuttu adam. Sıcaktı. Uzun süre öyle tuttu.


Dışarıda kar hâlâ yağıyordu. İçeride ateş yanıyordu. İkisi de buydu zaten, başka bir şey değildi.

Gece ilerledi. Kimse kalkmadı. Kimse yatmadı. Fotoğraf masada öylece durdu.


Sabaha karşı adam uyudu, başı göğsüne düştü. Kadın bakmadı, bakmamış gibi yaptı.


Dışarıdan bir ses geldi, rüzgar mıydı, dal kırılması mıydı, belli değildi. Önemli de değildi.


Turgay Kurtuluş 


20 Mayıs 2026 1-2 dakika 115 denemesi var.
Yorumlar