Dünya Sofrası

Simli karlar güneşten aldıkları parıltı ile gülümsüyorlardı yere düşerken. Mutluluktan erimek gibi bir şeydi görevini başarıyla tamamlamış her bir kar tanesi için yere düşmek. Diplere dokunmadan, hislenip buhar olmadan yağılamayacağının kanıtıydı, yağmurun kara dönüşmesi...Ve karın buza, insanın hayata, hayatın ölüme ve böylece devam eden zincirler...Bir Kemal Sunal gülüşü ile bakmak hayata, alabildiğince sevimli ve şen, bir o kadar da alıngan ve hüzünlü...
Geceyi bölen sessiz kahkahamın bir yüzü denize bakar, bir yüzü de göğe...Eski bir türk filminden alınmış yalın replikleri söyler gibi sevdiceğinin gözlerine...Söyler gibi durulur, yorgunluğunu unutur, varlığını hatta yokluğunu da dünya sofrasında...

"Tuhaf bir durum; acı çekmeye gönüllü olmak, ruhunu o işten alamamak. Bu, bana hem keder verdi hem de mutluluk... Hepimiz hayallerimizin kurbanıyız..."(Gönül Yarası)

Karacalar avcılardan kaçarken, geyiklerin muhabbete doyamadığı bir sofra bu, ben dünya diyeyim sen gönül anla! Gönül sofrasını geyiklerin endamı doldurmuş, gayrı çık işin içinden...Tok oturulup aç kalkılan sofraların çatal, kaşık, bıçak takımı olmuş bir geyiğin boynuzu...Karacalar kurda kuşa yem olmamak için elini her uzattığında atalarının gelenekleri bir geyik boynuzu olup düşmüş önlerine...Ağırlanmışlar, ağırlamışlar birbirlerini aynı sofrada...Hem tabakta çok şık duruyormuş bir çift boynuz, ona sunum gözüyle bakınca. Doymak için başkasını doyurmalısın ya da paylaşmalısın pay olmamak için sözü unutulmuş sonunda...İşin en acı tarafı ne biliyor musunuz? Yüreğim çatallaşıyor, her boynuz darbesi ile sessizce ve ben içimde koşturan karacalardan habersizim, kafam güzel evet, içimde bir geyik büyütüyorum...

Dev sekoya ağacı küllerimden yeniden doğmamı salık veriyor ve ben yanıyorum içten içe...Yeni yıla girmenin, bir yılı daha eskitmek demek olduğunu fısıldıyor sonra sessizce kulaklarıma...Eskiyi mi uğurluyoruz yoksa yeniyi mi karşılıyoruz sevinçle hüznü bilinmezliğe harç yapıp, bu kısmı biraz karışık...Nice yılları konuk etti dünya sofrası nice yılları uğurladı, tıpkı sahipleri gibi...Geçen yılların hüznü bir yana, gelecek olanın bilinmezliği düşündürüyor insanı ister istemez. Acabalar sarıyor ruhumuzu, acaba diye başlayan sorular...Fakat sevinmek istiyor insan, sevindirmek."Yıl atlamak savaşları bitirmiyor mesela, açlığı, karların ortasında sessizliğe bürünmüş, donuk yaşantıları..."

Yeni yıllar gidenleri de geri getirmiyor. Her yıl bir kaç yüz milyon insan ölüyor. Bunların kaç milyonu giderken veda edebildi acaba diyor insan ve kaç milyonu sevdiğini söyleyip, sevildiğini duyarak huzur içinde göç yoluna karıştı? Yüreğimi açıp ettiğim dualarımın, güzelliğe, iyiliğe, barışa yaptığım yeminlerimin geçmişe dönük kısmı hüzünlü, geleceğe bakan tarafı ise sevgi dolu...Bütün kayıplarına ve çilelerine rağmen hayat güzel diyor içimdeki sekoya, yine içimdeki geyik boynuzuna...Ve başka bir türk filmi repliği yetişiyor garipliğimize, tam da yeni yıla dakikalar kala...

"Geçen kuşu vurdun ya sen, o kuş hani vardı ya, yok ya artık. Annemler de yok. Kardeşlerim... Vardılar da hep, yoklar ya şimdi! Biz buradayız. Biz olmasaydık, ne olacaktı? Ne olacaktı o zaman? (Sen Aydınlatırsın Geceyi)

Öyle işte...Biz varız ya, siz varsınız ya, yeni yıl hayırlar getirsin o vakit, güzelliklerle, sevgiyle gelsin...Fazlası geyik muhabbeti.Nice yeni yıllarımız, güzel yaşanmışlıklarımız olsun o halde...:)

Şule Meryem Canpolat Şimşek

Yorumlar
  • Henüz yorum yazılmamış