Düşe Ve Düşsüzlüğe Dair

Mum alevinin yanındayım, çok uzak dağlarla beraber. Şehirlerden sürülmüş dağları sığdırıyorum masama. En yüksek olanları...

Tanrı göklerde mi?
dağlar işitebilir
umudu kesme uygarlığından kaçanın
iç titreten şarkısını...

Yazdığım son şiir , gördüğüm son düş
dağlardan yukarı tırmanmaya başladılar
yarım kaldı Tanrıya serenadım
cenin haline döndü tekrar doğmak için kırmızı bir hüzün
öylece kalakaldım, yapayalnız, cinnetini yitirmiş biri gibi...

Ayda oturan adamla göz göze geliyoruz. Çok bulutlu bir gülümseme ile merhaba diyorum. Düşüm kaçtı da...

Sen iyileşir iyileşmez oturur yeni bir düş kurarız diyor.( Bugün aynaya hiç bakmadım çok mu kötü görünüyordum acaba.)

İyi olmam için huzura ihtiyacım var ve huzur arşın dip taraflarında ben ise toprağın üzerindeyim. Doğma merakımla bir gezintiye çıktım. Çıkmaz olaymışım. Cenneti zimmetine kim geçirdiyse Allah rızası için birazcığını yeryüzüne yollasın
ya da şu dünya cehenneminin sesini azcık kısabilir misiniz bayım diyorum.
Yoksa düşüm geri gelmez...


Ayda oturan adamın kirpiklerinden kırlangıç sürüsü havlanıyor
Yalnızlığımın kanatlarını açıyorum.
Belleğimin en tortulu kısımlarından, eski tarihli nefeslerimi bulup çıkarıyorum
Adı çocukluk denen küflenmiş hatıralar kuş sürülerine karışıyor. Kıvırcık saçlı küçük bir kız, pırrr diye uçup gidiyor.

Yalancı diye bağırıyorum Ayda oturan adama, ses yok.
Bayım siz bir yalancısınız!
Pardon diyor. Sevişen çiftleri seyretmeye dalmışım, ne dediniz bayan.

Gürleyen savaş nidalarını duymazsın değil mi? Kan dökülen topraklarla ilgilenmezsin. Bunu amazon bir bakış takınarak söylüyorum. Alnımın ortasından vurulmaya hazır olduğum savaşlarım elbet benim de var. Ama hiç biri, bir bedeni yok edecek kadar vahşi değil.
Savaşma sövüş yazan yürüyüş yolumda ki bir fastfood camekanı gözümde canlanıyor ve karnımın acıktığı hisside araya karışınca. İnsana ait tüm duyguların bombardımana uğruyorum. Aklımın da dağlara kaçtığını düşünmeden edemiyorum...


Şu pırr diye kırlangıç sürülerine karışan kızı gördün mü?
Zaman her şeyin ilacı, en karanlık yalan. Kaç kere düştü dizleri kanadı, salıncağa sırası hep en son geldi. Mızıkçılık yapmadığı halde mızıkçılıkla suçlandı, saçı çekildi, kurdelesi çalındı. Zaman ilaçtır diyerek susturdum. Kaç asırdır oradasın seni ilk tanıdığımdan bugüne o kızcağıza hiç bir şeyi unutturmadın. Pis yalancı!

Akmış makyajıyla uçan kız mı, diyerek hınzır hınzır gülüyor.
Arıza hanım diyor, geçmiş ve gelecek deforme olmuş bilinçten ibarettir.Yaşayan tek şey andır.Gelecek, ürkütücü taklidi yap an, geçmiş sızlatıcı taklidi yap an dır
Tek bağımsız yaşam andır.

Tik tak tik tak

Koskocaman bir saati cebinden çıkarıyor. Sesi duyuyor musun diye soruyor.
Geçen dakikalardan geriye dönmek mümkün değil, ilerki saatleri bulmak ve ele geçirmekte mümkün değil. Neden yazıyorsun biliyor musun?
Çünkü sen korkuyorsun. Çıplak korkunu harfler giydirerek ısıtıyorsun.
Çünkü sen yorgunsun. Takati kalmamış yorgunluğunu harflere oturtup dinlendiriyorsun. Esrarengiz bir karanlıkta kalmak yerine, kurgusal bir gerçekçilik yaratıp geleceği şekillendiriyorsun. Ve unutma yazarlar hükmedebilirler unutmak istediklerine veya yaşatmak istediklerine. Yazmak iyileştiricidir. Evrenin yüreği yazarların kaleminin ucundadır.

Bir sesin var yarısı çığlık, yarısı ıslık o kız çığlıklarına daha fazla dayanamaz.

Ne yapayım bayım diyorum, ağlamaya gebe yüreğimdeki endişe, hüzün deliren bir ırmak gibi damarlarımda akıyor. Efkârlı şarkılarda geçen lirik bir nakaratım. Düşüm geri gelmezse, tekrar yazamam, ölürüm...

Bilgiç bilgiç gülümsüyor

O kızı yaşat
o yaşadığı sürece korkma
ve bil ki
düşün hep geri gelir.

Ve düşlerin ışıldadıkça, yazabilirsin
Unutma, yazının iktidarı, hayatı cehenneme çeviren zır delilerin sonunu getirebilir.
Yapman gereken en güzel düşü baştan yaratman...


Dağların tepesinden küçük bir kız yaşamıma ve tarihime bakıp sesleniyor. Dünyada kaldığın sürece geçmiş ve gelecekte var oluşuna ait sorular, nedenler, sonuçlar, sonuçsuzluklar, karmaşalar seninle beraber varlığını sürdürecek. Bunlardan korkma ıslığını yüksek tut ve en güzel düşünü yarat.


Tüm gök gürültüleri, tüm fırtınalar, tüm baharlar, tüm dağlar ve dağ çiçekleri sığabiliyormuş masama. Mum alevi çağırdı hepsini. Beni güneşin göğsünden, Ayda oturan adamın yüreğine, buzul çağından, en sıcak iskeleye, sabahın altısından, gecenin ikisine, geçmiş zamandan, geleceğe taşıdı. Kent kırlangıçlarla uçuştu durdu başımda, dudakları menekşe açmış bir kız gülümsedi ışıl ışıl. Mum alevi, ruhumun kökünü aydınlattı. Yandı sabaha kadar.

Ve ben
Yepyeni bir düşe 'Günaydın' dedim...

23 Temmuz 2012 4-5 dakika 45 denemesi var.
Beğenenler (2)
Yorumlar (2)
  • 10 yıl önce

    Bir küçücük beyin gibi görünen ve aslında içine düşlerimizin sonsuzluğu kadar geniş bir yelpazede nesne ve bilumum şeyler sığabilen aklımız iyi ki var. Ve bizler düşler kurmazsak yazılabilir mi bu güzel şiirler, hikayeler, romanlar. Çok beğendiğimi söyleyebilirim Nilgün hanım tebrikler yürekten...👍🤐👍

  • 10 yıl önce

    Bu kadar

    güzel

    tarif edilmez

    ruh anatomisi

    kutladim

    Sair"e