Düşman Kim

Mağlubiyet dediğin,
Doğduğuna pişman edilmiş halkların yüreklerini ısırgan otu gibi saran teslimiyetçilik hâlidir...
Kapalı kapılar ardında şahsi menfaatler uğruna birbirlerine gebe kalmış sülükler kolonisine halk denmez...

Halk, gövdenin kolu kanadıdır. Beş parmağın beşi bir olmasa da beş parmaktan, sıkılmış bir yumruk olur. Sol yumrukla sağ yumruğun tek farkı saflarıdır. Ne var ki ikisi de ayni gövdenin uzuvlarıdırlar ve ayni kavga uğruna çarpışırlar. Halk hep bir ağızdan ayni türküyü söylediği vakit ne teknoloji durabilir karşılarında, ne top, ne füze. Ne mağlup olur böyle halklar, ne de asimile...

O halde indirin silahları, bırakın satıh satıh tellerle kapattığınız sınırları. Bu işte bir yanlışlık var. Galiba yıllardır göz, gez ve arpacığın izdüşümünde arayıp durduğumuz düşman, her sabah aynanın karşısında gözlerinin içine baktığımız kişiymiş. O düşmanı yenemediğimiz sürece hiç kimsenin düşmanlığına da gerek yokmuş meğer...

Kıbrıs'ım...
Bekâretine kuduz salyası bulaşmış gelinlik kız. Bakma asır asır nasırlaşan çilekeş yıllarına. Bakma alıp alıp yitirenlerin, senin için ölüp ölüp dirilenlerin talanlarına. Hangi kente sadık kalmış yağmur yüklü bulutlar? Sen, makinin koynunda bahar tutkunu, kımıl kımıl mart böceğisin bana. En iyisi uyan gördüğün kâbustan, kurtar kendini! Bir yanımız suda balık kadar suskun, diğer yanımız mevsimsiz, bereketsiz, kuru gök gürültüsü...

Kıbrıs'ım...
Akdeniz köpükten gövdesini kıyılarına yasladığında koklarım seni rüzgâra karşı. Sen bana dedemin dedesinden yadigâr, ben seni kaç nesil daha taşırım bilinmez...

21 Kasım 2013 1-2 dakika 19 denemesi var.
Beğenenler (1)
Yorumlar