En Sadık Dost Köpek

Uygarlık tarihine baktığımızda insanoğlunun ilk olarak köpeği evcilleştirdiğini görürüz. O gün bu gün en sadık dostlarımız olmuşlardır köpekler. Ölen sahibinin mezarının başında onun dönmesini bekleyerek sadakat örneği sergileyen ve buna benzer nice öyküler duymuşuzdur köpekler hakkında…

Bilim insanları 12 000 yıl önce evcilleştirildiğini söylüyor köpeklerin. Mağaralarda, ağaç kovuklarında yaşayan atalarımızı korumuş köpekler tarihin karanlık çağlarında. Göçebe, yaşamı, tarım toplumu, feodal ilişkiler içinde yaşarken köpekler hep yanı başımızda olmuş.

Orta Asya bozkırlarında yaşayan atalarımızın kalabalık sürülerini korumuş köpekler. Sadece Asya’da mı? Elbette hayır günümüzde bile hayvancılık yapılan kırsal bölgelerimizde köpek köylümüzün en birincil muhafızıdır.

Elazığ ve Malatya illerimizde büyük can ve mal kaybına neden olan depremi yaşadık kısa bir süre önce. Ulusça tanımsız acılara sevk etti bizi bu doğa olayı. Depremde yaşanan kayıplar ne kadar üzücü ise kurtarma ekiplerimizin övgüye değer düzeyde büyük bir seferberlikte başarılı kurtarma çalışmaları hepimizi mutlu etti.

Hele kurtarma çalışmalarında bir köpeğin enkazın altına sıkışmış depremzede yurttaşımızın kameralarda ölümsüzleşen hali ne kadar övgüye değerdi… Anlatılamaz. Hayvanın bir iş başarmanın mutluluğu kadar enkaz altındaki yurttaşımıza bakarken gamlı hali sokak köpeklerine kıyan en kati yüreklilerimizi bile sızlatacak düzeydeydi.

Köpekler sadece keçi, koyun hatta büyük baş hayvanlarını korumuyor. Kentlerde doğaya-toprağa, hayvanlara hasret kalan insanlık evlerinde köpek besleyerek köy yaşamına özlemini gideriyor bir derece. Ve köpeklerin kurtarıcı olarak yetiştirilmesi bu hayvanların insanlığa ne derece yaralı olduğunun bir takdire şayan göstergesi…

Ve çocukluğum, gençlik yıllarım köylerde geçti. Ailemizin en önemli geçim kaynağı hayvancılıktı. Babam iflah olmaz bir koyun sevdalısıydı. Bazı yıllar 3 basamaklı sayılarla ifade edilecek çoklukta keçilerimiz de oldu. İki kez kısa sürelerle keçi sürümüz şenlendirdi köy ve yayla evlerimizin yakınlarındaki ağılları.

Beyaz yünlü, yüzleri kara koyunlar, yüzleri mor koyunlar. Siyah yünlü, bazen de bütün vücutları siyah sadece başları beyaz ne güzel koyunlarız vardı. Hele koçlarımız… Koyun, keçi sürüleriniz varsa bu hayvanları özellikle geceleri bekleyecek acar çoban köpeklerinizin olması illaki gerekir.

Çocukluğumda ilk anımsadığım iri bir köpeğimiz vardı. Karabaş. Karabaşı severdik kardeşimle. Burnuna dokunurduk. Kuyruğunu yakalardık. Bazen becerebildiğimiz kadarıyla sırtına binmek isterdik. O güzel hayvan bizim kendisini rahatsız etmemizden hiç rahatsız olmazdı. Derken yıllar geçti. Ortaokul yılları dâhil okullar tatil ben çoban. Elimde bir değnek ve ekmek çıkını, önümde bir sürü… Ve bazı günlerde köpeğimiz biricik arkadaşım olurdu dağların yamaçlarında.

Okullar bitti. Çobanlık günlerim sona erdi. Babamın koyunculuk serüveni bitmedi. Köy okulları nisan sonunda tatile girerdi öğretmenliğimin ilk yıllarında. Yine böyle bir yılsonu öğrencilerin karnelerini verdim, ertesi gün memlekete yollandım. İlçeme vardığımda akşama az bir süre kalmıştı. Mayıs tüm güzelliğiyle kendini hissettiriyordu. Çayırlar yeşile kesmiş, meyve bahçeleri renk renk çiçeklere bürünmüştü. 10 kilo metre yolum vardı baba evime varmak için. 70’ler, araç yok henüz köylere. Tabana kuvvet yürüyeceğim. Elimde küçük valizimle yürümeye başladım. Daha 20’li yaşlarda bir delikanlı… Anne-babamı aylar sonra göreceğim.

Üç haneden oluşan çayırların kenarındaki evimize yaklaştığımda gökyüzü köyü mavi rengi solgun gümüş rengine dönüşmüş gün geceye evriliyordu. Koyunlar babamın çayırların ortasında yaptığı ağıla girmişti. Ağılın yanından iri iki köpek havlayarak bana doğru koşmaya başladı. Ani şaşkınlıktan sonra hemen az ilerimdeki armut ağacına tırmandım.

Yakınımda ağaç olmazsa işim orantik deyişle haraptı. Köpeklere parçalanmadan kurtulmuştum. Babamın kılavuzluğunda ağaçtan indim. Biri koyu siyah, diğeri boz iki köpekti sürümüzün amansız bekçileri. Eve geçtik. Ertesi günü hayvanların yalını (köpek yiyeceği) ben verdim. Elbette babam yanımdaydı. Tanıştım böylece acımasız dostlarımızla.

Anne-babanın Hakk’ın rahmetine kavuşalı yıllar oldu. Koyun-keçi ve hele de ilkbaharlarda kuzu seslerinin o tatlı tınısını unuttuk. Onlardan birkaç adet çan kaldı yadigâr. Manda-sığır, tavuk-kaz beslemek mazi oldu. Kışları şehirde yazları köye dönüyoruz. Kardeşimle iki aile, bir köpeğimiz var sadece. Tomas.

Tomas, çoban köpeğinden küçük kahverengi tüylü sevimli mi sevimli bir can dosttur. Kışları kardeşim bir tanıdığa bırakıyor. Köye dönünce evimizi şenlendiriyor Tomas’ımız. Araba ile bir yere gittiğimizde annesinden ayrılan bir çocuk gibi hüzünlenir. Eve döndüğümüzde daha arabadan inmemize müsaade etmez ön ayakları üzerine kalkar bir insan gibi bizlere sarılır hasret giderir.

Elimde şiir kitabı kırlara açıldığımda yegâne arkadaşım olur Tomas. Bazen sesli okurum şiirleri. Bir insan gibi ara ara yüzüme bakarak dinler beni. Bir perşembe günü anne-babamın mezarlarının başında Kur’an’ı Kerim okuyordum. Birisinin bana dokunduğunu hissettim. Yana döndüğümde Tomas’la göz göze geldik. Başını okşarken o anda kendimi biricik sadık dostumun yanında yalnız olmadığımı hissettim…

İbrahim Yılmaz

Yorumlar
  • Henüz yorum yazılmamış