Etiksiz Estetik

Bir dergide “en çok sevdiğiniz şairler kimlerdir?” sorusunu, “şairleri sevmem, şiirleri severim” diye yanıtlamıştım. İlk görünüşte fazla tepkisellik kokan bir cümledir bu. Ancak acı bir gerçeği dillendirsin diye öyle dedim. Şüphe yok: Şiirlerini kişilikleriyle örtüştürmüş, estetiksel yaratımlarının yanına vicdanî yansımalarını koymuş şairler de tanıdım ben. Metin Altıok, Behçet Aysan (Metin Âbi, Behçet Âbi) bunların başında gelir. Haydar Ergülen’i, Ahmet Erhan’ı, İhsan Deniz’i de eklemeliyim. Var tabi, daha var. Gelgelelim, devede kulak değildir sayıları.

Niye saklamalı: Şairlerimizin kahir ekseriyeti “neme lâzım”cıdır, “bana dokunmayan yılan bin yaşasın”cıdır. Şairleri dövüştürme/ karıştırma eylemi sayılması gereken “şiir yarışmaları”na (horoz dövüşünden daha mı ahlâklıdır, şiir veyâ şair yarışması?) pupayelken koşmalarından bellidir bu. (İnsancıl dergisinin genel yayın yönetmeni, değerli eleştirmen Cengiz Gündoğdu’yu, (söz konusu yarışmaların arkasındaki sömürgen ve bezirgân mantığı deşifre ettiğinden) edebiyat dünyasından silmek için ellerinden geleni artlarına koymayanlar bunlardır). Şiirlerini sergileyebilecekleri, egolarını tatmin edebilecekleri bir görsel/ yazılı ortam bulduklarında, o bile değil, bir sanal atmosferde kendilerini görünür kılabilecek koşulları yakaladıklarında, dünya yansa hasırları yanmaz çoğunun. Demokratik değerler çiğneniyormuş, haksızlıklar ayyuka çıkmışmış, değerbilmezlikler ve sevgisizlikler gemi azıya almışmış, umurlarında olmaz böylelerinin. Ya “dut yemiş bülbül” olurlar ya da daha cevvalleri ve arsızları “haksızın boyunduruğu”na vururlar boyunlarını. Güçlünün, dümeni elinde tutanın, erk sâhibinin düdüğünü çalarlar iştahla. Yeter ki konformizmin şehvetli sularında kulaç atma şansı tanınsın onlara. Atmayacakları takla, yutmayacakları bakla yoktur.

Nasıl bilmezler, anlamak olanaksız: Şiir, kendi içlemlerini/ içeriklerini bile çoktan aşan bir sanatsal duyarlık eylemselliğidir. “Salt şiir”, “saf şiir” şiir değildir. Bunun böyle olduğunu, dünya şairi, sâdece şair değil devrimci Pablo Neruda, on yıllar öncesinde, Saf Şiir Yoktur başlıklı benzersiz yapıtıyla belgelemişti. Heyhat ki, Neruda’nın söz konusu çığlığının zerresi değmemiştir bizim “şiirist şairler”in tinlerine ve tenlerine! Onlar “benim oğlum bina okur, döner döner gene okur” vecîzesinden şaşmamanın acınası körlüğünde/ sağırlığında pala sürtmüşlerdir sürgit. Bu yüzdendir, şiire, onu olanca toplumsallığından/ evrensel çağrısından soyarak; bireyci/ içe kapanık, nihilist bir miyopiyle yaklaşmaları. Şiiri, deyiş yerindeyse, devinimsiz/ dirençsiz bir topal ördeğe döndürmeleri. İçtensizliklerinin kaynakları da buralarda, diyalektiksiz yaşamalarının yıpraklığının da.

Güyâ sevda şiirleri yazarlar, ıslak iki tavuğun birbirine sokulması tarzında bir mızmızlanmadır anlattıkları. Toplumsal kaynaşmalar/ yarılmalar, dünyanın sonsuz denklemli karmaşası, sevinçlerle kederlerin helezonisi yoktur yazdıklarında. Soyuttan soyut, yalınkat mı yalınkat, yeknesak bir yakınmacılık sinmiştir satırlarına. Ağlaktırlar. Dünyanın ve insanlığın hâline ağlamazlar ama. Kendi iki kişilik kulübeciklerindeki yıkımdandır döktükleri o timsah gözyaşları: Silik-soluk, kıvamsız bir serzenişler seremonisi işte… Arada bir emekten yana görünmeyi de denerler: Soğuk Savaş koşullarından kalma üç-beş çarpık sloganla zevâhiri kurtarmaya çalışırlar. Ortada ne şiiri anıştıran bir yapı vardır, ne de harcı edebiyatla karılmış bir emek savunusu. Silme avuntu!

Eskazâ, bir derginin yönetim katına, bir sanal sitenin yetkili bir noktasına gelmesinler; “Türk Tipi Baasçılık”ları tavana vurur alimallah, jakobenlikleri patlar vallahi! Kendi agressif ulusalcı (milliyetçi demiyorum, zîra bu baylar ve bayanlar, çokluk “solcu”dur, “lâisist”tir) ve kötülük dayanışmacısı kliklerine karşıt bir fikre, mümkün değil katlanamazlar. Derhâl silerler, “var-olmak”sız ama “varlıklı” konaklarından. Mütehakkimdirler, mütekebbirdirler, mütecâvizdirler çünkü. Diyesim: Günün birinde, çağcıl/ insancıl, canlı-cansız her “var-oluş”a hürmetkâr bir demokrasi, bu topraklarda tüm kurum ve kurallarıyla yaşanılır kılınacaksa; biliniz ki o demokraside, nitelik(sizlik)lerini yukardan beri saymaya çalıştığım şair profilinin sivrisinek boku mesâbesinde bir katkısına raslayamayacağız.

Çok yerde yazdım, gene yazayım: Etiksiz estetik, tetiksiz tüfeğe benzer. İşlevsizdir yâni… Ayrımındayız: Kötü insan olacaksak sonuçta, (iyi) şair de olmayalım; ne çıkar sanki! Eh, tetiksiz tüfeğin bile işlevsizliğine rızâ göstermezken gönlümüz; niye sevelim ki etiksiz şairleri?

Onlar da bizi sevmiyorlar zâten. Ödeşiyoruz işte.

(*): Bu yazı, Yedi İklim (Ağustos 2009, Sayı 233) dergisinde, Tetiksiz Tüfek ve Etiksiz Estetik başlığıyla yayımlanmıştır.

Bünyamin Durali

Yorumlar (1)
  • Etiksiz estetik, tetiksiz tüfeğe benzer. Ne güzel bir söz böyle. Bünyamin hocam, fikirsel ayrılıklar malesef sanatın her alanına gölge düşürüyor. Nice sanat eseri Erk'in beğenisini almadığı için yok olup gidiyor. Neme lazımcı olmaksa en acısı. Ancak malesef ki kutuplaşma öyle bir boyuta ulaşmış ki kimse kimsenin derdinde değil. Bunu kırabilmek mümkün mü bilmiyorum ama dilerim bir gün ilk okul sıralarında felsefe anlatılır da sanatsız toplumun neye benzediğini o yaşlarda öğrenir çocuklar. Tabi bir de estetik var her alanda üzerinde durulması gereken; malesef ki her alanda olduğu gibi kişi başı veriler de günlük okuma ortalamamız bir dakikayı geçmiyor. İşimiz zor gibi... sizler de olmasanız yitip gidecek onca şey. Emeğinize sağlık çokça selamlar. İstirhamım şiirlere öykülere denemelere eleştirel yorumları eksik etmeyiniz. Her ne kadar eleştiriye açık olmasak da.