Geçiş Noktalarına Bir Merhaba

Mutluluk denen şeyin akıntılarına dalmışım farkında olmadan. Resmi geçitlerin resmi olmayan geçişlerini bomboş bir tribünde oturmuş dalgın dalgın seyrediyorum. Çevrem sonbahardan kalma uçamayan kaçamayan çınar akasya ceviz ve yabani palamut ağaçlarının yapraklarıyla dolu. O yaprak dünyasının sarı bakır kahve tonlarının renginde olması ve güneşin arada bir deyip kaçmasıyla tatlı oyunlarının tam ortasındayım. Bu benim seçtiğim bir yalnızlıktan çok farklı bir yaşam. O tiribünde oturup mutluluğu veya mutluluğumu ne kurtarma ne de savaşma derdine düştüm. Bıraktım akıntıya...



İnsanlar kalıcı olmak ve kalıcı kalmalıyım hatasına düşüyorlar... Neye ve kime kimlere karşı kalıcı olmalısınız hoş işte tam olarak onu da çözemedim. Neden kalıcılık? Çocuklarınıza torunlarınıza sevgilinize karınıza ne bırakabilirim derdi nedir vallahi kafa patlattım ama onu da çözemedim...


Onca yıl sonra bir dolu resimlerini seyrediyorum onca yıl mutsuzluğunun resimlerini izlemişken...


Onca yıl sonra mutluluğunun gülümsemelerinin resimlerini izlemekten yine memnunum. Deniz ve kafe manzaraları ortasında çekilen tek kişilik resimler ve onca yıl yan yana omuz omuza gelmiş resimleri yok. Düşünmekte istemiyorum neden yok diye? Bu, bana ne denen sorumsuzluğu bir şekilde ima eden sözcüğe fena alıştım belki ondandır bana ne deyişim...


Oturmuşlar afiyetle kahvelerini zıkkımlanıyorlar... Yalnız kahveleri batı kokulu...

Sen buruk

Sen benimle halis-malis Türk Kahvesi İçerdin...

Bu da işte o... puluğun başka bir düzeni... Yapacak bir şey yok...

Kalktım tiribünden.
Arkamda kimseyi bırakmadım
haklıymışım
zamanında hepsini temizlemekle
ben sahiden aşkı tanımıştım
bu da gerçeğin keskin bir yanı
olsun
ben o gerçeğin keskin tarafıyla yaşamaya her zaman varım...

06 Şubat 2014 1-2 dakika 181 denemesi var.
Yorumlar (1)
  • 10 yıl önce

    şiirkolik ailesine ve okurlara teşekkür ederim...