Gelmişiz Bir Ağacın Altına Yıkanmışız Yeniyiz

Yıkanmak, yenilenmek
Ardımızdaki kiri unutmadan, ışığın içini duyumsamak






Şarkıyı susturdum, ellerimi terleten son şiiri de
sigarayı söndürdüm,
sözcükleri azat ettim.


Sağlığı bozulmuş yorgun bir karanlıktım.
bembeyaz
üşüyordum.

Yolunu kar kaplamış uzak köylerin, pencere avuntusuydum
cemre bekleyen toprağın vefası gibi suskun
hiç kavga istemeyen ürkek çocuklar gibi mahsun
tesbihini çeken hacı amcaların gökyüzüne yolladığı delikanlı dualar kadar berrak,,
simam ise murdar...

Bazen hiç birşey olmaz, hiç bir şey
Bilinmez bir sokakta itirazsız dikili kalmış iğde ağacının kokulu miskinliği gibi yaşama direniriz.
Fazlaca sorular sorarız kendimize, olana bitene ve Tanrıya.Bir ağaçtan tek farkımız bu ve hep bir bozkır yürüyüşü düşleriz.





tenimde imparatorluğunu kurmuş sızım
gurbet yolunu açık unutmuşsun yine gözlerimde
yüreğimin ıslak köşesinde ah bu ısssız sağanaklar
hani masal sesinden yapılma çocuk sesleri
gelin gözbebeğimin ıhlamur kokuluları
gülüşüm içimin bilinmez sokaklarında tozlanmış
gelin , yerden kaldırın beni
kalbim kokan afacanlar, deyin ki, ağlama...


böyle başlayan bir şiire bıraktım
uzun, suskun hüznümü
şiiri yarım bıraktım, şarkıyı susturdum, sigarayı söndürdüm.

sözcükleri azat ettim

nereye gidelim, dediler
bekleşiyorlardı
burdan çıkın, dedim
evden mi, şehirden mi, ülkeden mi, dediler
yok, dedim, benden çıkın, efkâr kokuyordu sesim
vakit varken kurtarın kendinizi bu cehennemden,,,







İkindi güneşi tepelerin ardında kaybolmak üzereydi
âhenkli bir uyuşukluk yayılıyordu bedenime
paslanmış hatıralar, içerlediğim kavgalar, seviştiğim fısıltılar
bir buğu gibi her yanımı sarıyordu
bir sisin içine girdim
kanape gıcırtısından kalkıp
tensiz, sessiz
göğe karışmaya başladım

Plastik suratların, yapmacık gülümsemelerin uzağına, çok uzağına
yollandım , doyamadığım anlardan, unutmak istediğim zamanlardan sancının ortasından, sevincin başlangıcından da uzaklaşıyordum.
Tenimde yanık, çetin kış geceleri gibi kokuyordu, saçlarımı hisettmiyordum. Bir terslik vardı derimde, anlayamıyordum, ayaklarım inceliyor uzuyordu,dilimde kekremsi tad, kalk diyordu içimdeki şarkılara, ruhumda minimalist ezgiler koşturup duruyordu, amiina derin bir kuyudan bana özel konserlerini veriyordu.
Susuyordum ve bağırıyordum aynı anda, ağzımdaydı sonsuzluğun serüveni . Yüzüm dağılıyordu
Ufak ufak yaşamdan kopuyordum
Bir zamandan, bir zamana atlar gibiydi herşey
İyi ile kötünün karması , siyah ve beyazın kargaşası gibiydim
Ölüm kokan hastaneleri de, çocuk kahkahası duyulan parklarıda aynı anda algılıyordum,hem acıyı hem sevinci duyumsayan andım. Bir ayine başlayacak kiliseyi de namaza çağıran camileri de görüyordum. Tarifsiz, acaip, gerçekten anlatılmaz bir duygu karmaşasıydı ruhumdaki. Sesinden kırlangıç çıkanları da, konuştukça ağzındaki sıçanların karanlık gözlerini gördüklerimin de bu zavallı dünyada, gezgin yoldaşlarım olduğunu algıladım.Hiç bir tiksinti duymadan baktım, hayatları satın alanların kıçını kaşımasına
beygir suratlıları, en nankör, en adileri beyaz kağıda damlayan kara lekeler gibi hissettim.Bir insan sesi yetmezdi onları aklamaya, Yaratıcımı dışlamadan onun yarattığı karanlıkları, dehlizleri gördüm
belleğim canlandı, bildiğim şeyleri buldum.Bir babanın çocuklarına mandolin çalan sevgisiydim, bir annenin tarhana kokulu emeğiydim.
Uzun yol şoförlerinin durduğu küçük bir lokantada umudun tadıydım.
Bir terzi makasının sesiydim, bir bankta sevgilisini bekleyen gencin meraklı bakışı, eteklerinde çiçekler açmış kızın saçlarında gülüştüm.


Topraktan çıkan mavi bir buğu, yıldızların ritmik titreşimine karışıyordu.

kum kitabı elimdeydi sanki küller güllere,,,
Ateşi düşündüm, ama sonsuz bir kitabın yakılmasının yeryüzünü dumanıyla boğabilmesinden ürktüm.*(borges)



patikalarda kutsal bir susuşla süzülürken
bitmesi gereken kırk yıldan fazladır süren
bir çığlığı rüzgâra ekledim.

Dünya ve ben sıkma devrindeki çamaşır makineleri gibi dönüyorduk ama aklımdaki her düşüncenin ruhuma ne söylediğini duyuyordum.


Sanki bir anne öpücüğü ile şefkatle uğurlanan
bir düş,tenimden harekete geçti
ve aniden
koynundaki tuzu özledim, birbirimize bakışımızdaki ölümsüzlük dokunuşunu,bir şey söylemeden gelmiş geçmiş tüm masalları anlatan
çocuk gülüşlerimizi özledim.

var olmak, kötülüğün ve iyiliğin dansıydı
yolculuğum, var olmanın anlatılmazlığıydı
şiirin yaratılma sancısıydı
gizemim, yanında sonlanıyordu
kollarında biten şiirdim
bildim,
yüzüm artık güneşti.

19 Mart 2013 4-5 dakika 45 denemesi var.
Beğenenler (3)
Yorumlar (1)
  • 9 yıl önce

    Çok güzel ve kendine has anlatımıyla keyif veren bir denemeydi.

    Tebrikler