Gitmeyeceksen Gel

İçimde, tam orta yerimde sen şiddetinde bir ben var. Öyle bir ben ki; sözü mukaddes, bekleyişi müyesser bir "vira bismillah" nidasıyla yankılanıyor. Nereye gitsem, hangi köşeyi dönsem ona çarpıyorum. Kaçacak yerim yok; durup bakıyorum ve kendime itiraf ediyorum: "Ben bu," diyorum. Kuvveti müteşekkir, hakikati ise bir türbüşon gibi kıvrımlı ve delici... Kaya gibi sağlam bir murada erişme çabasında, biyolojinin fenni ve o kaçınılmaz, ehemmiyetli hatırlatışı bu aynadaki. Seni görünce, sende değil; bende görüyorum seni.

​Otoyolun ortasında bir mucit kalkan gibi duruyorum; lakin hiçbir şey destursuz gelmiyor kapıma. "Gitmeyeceksen gel," dedim bir keresinde. O an, otobana çıkan o çocuksu, otostopçu hayallerimin aslında bir fasulye tanesi kadar bile değerinin olmadığını anladım. Kaşarlanmış nifak tohumlarının arasına düşen o ayrılık, garip bir şekilde baharım oldu benim. Ayrılıp gittikçe kendime yaklaştım.

​O "ayrılıp" kelimesinin boşluğunda takılıp kaldım bir süre. Yavan aşkların zombi sokaklarında parendeler attığı bir çağda; bin bir gece masallarının gardiyanı oldum. Bekleyişlerimi mukavvadan yaptığım bir zile sığdırdım, o zil de zembilli kalbime ağır bir muhtıra gibi indi. Ben aslında sendim; hacmi hükmünden büyük, seyir oğlu bir serüvendim. Bu yüzden belki de insan kendinden kaçtığını sanırken bile her adımda kendine çarpıyor. Hep buluşuruz sanmıştım, ayrılıp...

​Şimdi ayna kırıldı. Gözlüğümün camındaki miyop ve astigmat görüler bir hengâmeye dönüştü. Ve ben, şiddeti mukadderat olan o köprünün altında, bilmem kaç saattir seni bekliyorum. Ama artık biliyorum, daha fazla bekleyemem.

​Görüyorum ki sen, "geliyor"un şimdiki zaman kipinden vurulmuşsun. Seni "gelmiyor"un o soğuk olumsuzluk ekiyle alıp bir şifonyere süs diye oturtmuşlar. Bak, sonunda pedalı çevirdim. Düştüm ama yere değil, fezaya... Zaten bisiklet sürmeyi de hiç bilmem ki ben.

17 Nisan 2026 1-2 dakika 496 denemesi var.
Yorumlar