Gökçen Bir Bahçenin Güz Vedası


​Bazı ruhlar vardır ki, sevdiklerine uçsuz bucaksız bir umman gibi açarlar bağırlarını. O bağırda, güneşin her sabah umutla doğduğu, her köşesinde binbir renkli çiçeğin boy verdiği, gölgesi asırlık bir huzur vaat eden kadim bir bahçe saklıdır. Sevmek; o bahçenin anahtarını bir başkasına emanet etmek, en taze tomurcukları onun ellerine bırakmak ve fırtınalardan kaçıp sığınılacak o eşsiz vaha olmaktır. İki canın bir ömre niyet edip o eşikten içeri adım atması, dünya üzerindeki en masum, en kutsal emanetleşmedir.

​Fakat bazen o bahçenin en diri dalına, en umulmadık kuytusundan bir kırağı düşer. Özünde ne kadar iyilik, ne kadar berrak bir niyet saklı olursa olsun; bir ruhun kendi içindeki çatlaklara, yorgun düştüğü o puslu anlara yenilmesi, o bahçeyi bir gecede kışa teslim edebilir. Bu kopuş; ne bir öfkenin gürültüsüdür ne de bir nefretin yangını... Sadece, bir zamanlar gölgesinde sükûnet bulunan o dalların sessizce kırılmasıdır. O an, o bahçenin kokusu değiştiğinde; vakur bir ruh için tek bir asalet kalır: O kapıyı sakince çekmek ve gökçen bir bahçenin güz vedası gibi sessizce kendi mağrur ıssızlığına sığınmak.

​Aradan geçen mevsimler, o bahçenin kuruyan yapraklarını pişmanlık rüzgârlarıyla geri getirmeye çalışsa da; kırılan bir dalın sızısı toprağa bir kez geçti mi, çiçekler bir daha aynı neşeyle başını kaldırmaz. Sarsılan niyetler, vaktinde verilmemiş o büyük mücadeleler bugün birer özlem fısıltısı olarak yankılansa da, hakikat sarsılmazdır: Vakti geçmiş bir mevsimin artık kimseye verecek tek bir filizi bile kalmamıştır. "İş işten geçti" demek, bir sitem değil; o yurdun artık kimseye mesken olmadığını, o gökyüzünde bir daha aynı güneşin doğmayacağını vakur bir dille kabullenmektir.

​Acı duyulsa da, bir hatıra canlandığında o eski toprağın kokusu ciğere dolup ses hala o derin sızıyla titrese de; dik durmak, o manzaranın artık sadece uzak bir anı olduğunu bilmektir. Bu hikâye; sevgisine tüm varlığıyla inanıp tam menzile varmışken sarsılan, ama kendi onurunu o enkazın altından sağ çıkaran binlerce vakur ruhun ortak senfonisidir. Bazı sevdalar yaşanır, biter ve tam da o koptuğu yerdeki hüzünlü asaletiyle saklanır.

​Zira bazı kapılar, içerideki fırtına dinsin diye değil; dışarıda kalan hatıranın kutsallığı çiğnenmesin diye bir daha hiç açılmamak üzere mühürlenir. Geriye kalan, yaşanmışlığın büyük sessizliği ve bir ömre bedel o vakur "eyvallah"tır.

​Gülşen Polat

29 Mart 2026 2-3 dakika 34 denemesi var.
Yorumlar