Gül Suluyorum

Bunca gezip dolaşmama karşın, tekil çoğul,
Yorucu, garip, kendimin ve başkasının
Zamanının labirentini bir türlü çözemedim.

Jorge Luis Borges









Hıçkırdım
siyah

kaynağım da çatlak
fışkırdı su

aklın sularında
girdabın rahatlığında
çok eklemli bir ölüm anı...


Bir damla yaş, kirpiklerimin arasından, kâinata şöyle bir baktı.
Duraladı, tüm enerjisiyle patlamaya hazır bomba gibi 1,65 lik yükseklikten atacaktı kendini.


hızlı hızlı, inip kalkan göğsümü gösterdim
ey minik damla
aşk ister misin?

Cevap verdi
Bu çağrın Tanrıdandır, biliyorum. Yukarıyı düşlüyorum ama nasıl bir marifetse, aşağıya düşüyorum... Göç yasasıdır bu ruhun.
Büyük bir nehir var içinde ve ardında dağlar. Dağlarda dalgınlıkların.
Dağlarda eski yıllara yenilmiş yağmurlar,uzuyor,,uzatıyor nehri.




Ecel ecel susuyorum...
Sustuğumu görünce iliklerime kadar gidiyor, ilk önce çocukluğumun en meraklı çağlarını usul usul içine çekiyor, sek sek oynamaya çağrılan çocuklar gibi bakınıyorum.
Parklar, bahçeler, salıncaklar kokuyorum.
Annem saçlarımı örmüş, üzerimde diktiği fırfırlı elbise

Önümde uzanan belirsizliğe rağmen, ışıldayan ilk gençlik çağlarıma dokunuyor.
Bisikletten inmediğim lise çağlarım, ilk gençlik aşklarım.
Sevdiklerim, arkadaşlarım, kardeşlerim bir bir önümden geçiyor.
İçimdeki yolculuğun ışığına bulanmışım, çok sevilmiş bir hayatın, çok üzülmüş bir hayatın, çok ağlanmış bir hayatın, çok gülünmüş bir hayatın ışığı dolaşıyor vücudumda.
Küçük damla hüzün sandığım hayatın ve evrenin gerçeğine titreşiyor.
Dünde kalan gülümsemelerime gideceği yolu bilircesine h-içleniyor.
Mistik bir sarhoşluktayım

Unutmak
hep bir acıyı hatırlatır


Nem, yavaş yavaş çoğalıyor!
İç çekişlerimi topluyor bir bir.
Dualarımın, ağıtlarımın, isyanlarımın, lanet okumalarımın, içerde kilitli kalmış ne kadar cüzamlı sesim varsa hepsine özgürlüklerini veriyor.
Hüzün kokan kelimeler yuvarlanıyor dağlarımdan.
Tatlı tatlı esen rüzgârla bir olmuşum, hiç olmadığım kadar hürüm.

O iğrenç anlamsızlık hissi bünyemi terk etmiş.
Bencillik, hoyratlık, anlayışsızlık, nefret, öfke, savaş, yarış, hırs dünyayı kurutan tüm pislik duyguları, rüzgar silip süpürmüş. İsyanla katlanış arasında ruhunu eskiten insanlar, kronik ölüm kamburlarını atmışlar sırtlarından.
Tüm evren, yürek olmuş atıyor, ben küçücük bir nokta.
Ve sanki portakal marmelâdı kokuyor yeryüzü...


İliklerime yapışmış, bilincin diplerinde büzüşmüş acı temizleniyor dünden

Arınmak...

Ağlıyorum

Ağlamak nedir diye soruyorum minik damlaya

Bir düşle saklambaç oynamaktır diyor yaratan ve yaratılanın beraberce oynadığı.
Vazgeçersen için yapış yapış olur. İçindeki kadın yolunu yönünü kaybeder, kupkuru kaskatı kalır.

Ağlamak saklambaç molasıdır

Ruhuna gizlenmiş mabedin, bahçesindeki gelinciklerin kurumasını, güllerin boyunun kısalmasını, yaprakların ağaçlarda sönüp gitmesini istemiyorsan, ağla, ağla.







sesim içimdeki nehrin altında
nehir çalkantıda
ağladım
ağladım Tanrım

Sevdiğim için bu sürgünlüğü ve seni...

Duyuyor musun beni?

20 Eylül 2012 2-3 dakika 45 denemesi var.
Beğenenler (2)
Yorumlar (1)
  • 10 yıl önce

    Gözyaşlarının yıkayıpda arındırmadığı yürek var mı? Ruh bazen daralır, bazen de ferahlar alabildiğine. Yaşadıklarmızı özümseyebilmek ne kadar güzel. Tebrikler güzel bir denemeydi...👍😅👍