Hayatın Denklemi ve İçimizdeki Çocuk


​Kimse her yeni güne kucağında mutlulukla uyanmıyor. Hayata merhaba dediğimiz o ilk gün, Tanrı ile aramızda imzalanmış bir "mutluluk sözleşmesi" de sunulmuyor bize. Siz ne yaparsanız yapın; hayat bazen kendi bildiği yoldan gelir ve tüm planlarınızı bir kağıt gibi buruşturup atar. Çünkü son kararı, her zaman hayatın kendisi verir.

​Hayat, insanın aklıyla yüreğini aynı ritimde yönetmesine pek müsaade etmez. Çoğu zaman aklımızı bir kenara bırakır, sadece yüreğimizle nefes alırız. Duygularımız mantığımızı kuşatır; çünkü insan, en çok hissettikleriyle var olur.

​Hayat, çözülmesi güç bir denklemdir; bize ne getireceğini asla kestiremeyiz. Herkesin heybesinde kendine göre yorgunlukları ve kaygıları vardır. İçimizde taşıdığımız geçmişin gölgesi, bazen güneşli günlerimizi bile serinletir. İnsan en çok değer verdiklerinden, canından çok sevdiklerinden yara alır. En ince yerinden kırılır, en derininden sızlar...

​Hani derler ya; "İnsanın doğduğu ve yaşadığı yer kaderidir." Burası hem cennetimiz hem de sınavımız olabilir. Sevginin yeşerdiği her yer evimizdir; ancak ayak uçlarımıza basarak, korkuyla adımladığımız yerler cehennemin ta kendisidir. Tam da orada korkularımız, yalnızlığımız ve o hiç iyileşmeyecekmiş gibi duran kırılmışlığımız bekler bizi.

​Oysa her yara, bir tecrübe ve ruhsal bir olgunluk katar insana. Yaralarımız belki hemen kapanmaz ama kendi içine akarak zamanla acısı sakinleşir. Sevgi ve huzur, ruhun en hakiki şifasıdır. "Zaman her şeyi iyileştirir" derler ya; aslında iyileştiren zamanın geçmesi değil, o zamanın içine sığdırdığımız sevgi ve şefkattir.

​Etrafımıza sevgiyle baktığımızda, evrenin her köşesinde bir parça sevgi buluruz. Nefretin hüküm sürdüğü yerde ise öfke ruhu kuşatır; bu da insana verilen en büyük zarardır.

​Bu yüzden; kendinizi önemseyin ve değerinizi bilin. İstenmediğiniz hiçbir gönülde ya da kimsenin hayatında "sığıntı" olmayın. Kalp kıyılarında zorla tutunmaya çalışmayın. Sizi siz olduğunuz için önemseyen, varlığınızın kıymetini sessizliğinizden bile anlayan insanlarla yolunuza devam edin.

​Kendinizle barışın, kendinize şefkatli davranın. Başkalarına gösterdiğiniz o sonsuz müsamahayı biraz da kendi ruhunuza gösterin. Zihninizdeki o mahkemede kendinizi acımasızca yargılamayın; adil olun. Kendi içinize yaptığınız bu zorlu yolculukta özünüze sahip çıkın ve içinizdeki o mahzun çocuğa sıkıca sarılın. Çünkü siz her zaman kendinize en yakın dost ve yoldaşsınız. Sizi sizden daha iyi anlayan, sessizliğinizi duyan kimse yok. Kendinizden ne kadar uzağa kaçarsanız kaçın, günün sonunda yine kendi kollarınızda teselli bulacaksınız.

​Acılar ve olumsuzluklar yıkıcıdır, evet; insanın içini yakan o yangın bazen dumansız tüter ama bir gün o da dinginleşir. Geçmişe baktığınızda bazen kara bulutlar ruhunuzu daraltabilir, sevdiklerinizin yokluğu içinizde devasa bir boşluk açabilir. O boşluğu dünya malıyla dolduramazsınız; oraya sadece koşulsuz sevgi ve şefkat iyi gelir.

​Yaşadıklarınız zaman defterinde birer dipnot olarak kalsın. Kendinize bir iyilik yapın ve geçmişin gölgesinde hapsolmayın; o gölge soğuktur, insanı üşütür. Ama o geçmişi asla tamamen silmeyin; çünkü o sizin pusulanızdır. Yaşanılan her duygu, acısıyla tatlısıyla sadece size aittir ve o hikayenin tek kahramanı sizsiniz.

​Gülşen Polat

​Peki siz, kendi içsel yolculuğunuzda en çok hangi yaradan şifa buldunuz?

28 Şubat 2026 3-4 dakika 32 denemesi var.
Beğenenler (1)
Yorumlar