Hiç'liğin Ortasında

Gecenin sessiz karanlığı içimin amansız çığlığına karışıyordu. Yüreğimdeki yangın tanıklık ediyordu sadece olan bitene. Yönünü kaybetmiş bir seyyah gibi dolaşıyordum bilmediğim kentlerin, daha önce görmediğim sokaklarından birinde. Mühim olan gitmekti. Gelinen yerden olabildiğince uzağa gitmek…

Sokak lambalarının aydınlatmaya layık görmediği kaldırım taşlarını takip ediyordum. İçimin yangınına belki biraz çare olur diye, bir yağmur bekliyordum ötelerden. Çıkmaz sokaklara dalıyordum tabelalarına aldırmaksızın. Sokağın çıkar yolunun olmadığından emin olduğumda yenik dönüyordum sonunu baştan bildiğim, ama sanki ilk kez farkına varmışçasına şaşırıp kabullendiğim bir çaresizlikle..

Uzaklardan tiz bir müziğin sesi geliyordu, sözlerini bilmediğim şarkının ezgisine kapılıp yürüyordum bu sefer. Gözlerim kapalı, adımlarım daha ağır şekilde. Anımsamak belasının, nankörlüğüne uğruyordum yine. Daha önce duymuştum bu melodiyi. Ondandı her adımın bu denli acı verişi. Bedenimin hafiflediğini sandığım yükü bir anda ağırlaşıvermişti. Bir koku, bir ses, belki bir silüet yaşanmışlıkları hatırlatabilirdi de, müziklerin bunu yaparken birinin parmak uçlarına kadar sızlatabileceğini bilememiştim. Her notada biraz daha yaklaşıyordum sesin kaynağına. Basma perdeli bir evin loş ışığının arasından sızıyordu içimi yakan bu sesler. Bu kez aydınlatıyordu sokak lambası bulunduğum kaldırımları. Bakınıverirken etrafımdakilere, birden çöktüm öylece olduğum yere. Dünya yine dönüyordu bir düzen hâlinde ve saatler ilerledikçe birileri geçmeye başlıyordu karşı caddelerde. Peşinden geldiğim ezgi usulca kendini sessizliği teslim etmişti. Beklediğim yağmur gelmemiş, sokak lambaları kendini karanlığa hapsetmişti. Susuyordum. Saatler saatleri kovalamış, ben hâlâ yönünü bulamamış, oturduğum kaldırımda karşıları izliyordum.. Birkaç damla yaş süzülüyordu yanaklarımdan boynuma doğru.. Ağzımda tuzlu bir tat bırakışına izin veriyordum. Öyle bir hâl ki, elimi uzatıp gözyaşlarıma dokunmaya kıyamıyordum. Gökyüzünü izleyip tam ortasında durduğum hiçlik, kaybolup gittiğim hissini veriyordu adımı dahi yitirdiğim anlarda. Darmadağınıklığımla baş başaydım. Belki birisi usulca omzuma dokunsa, hıçkıra hıçkıra ağlardım. Ya da birisi gelip adres sormaya kalkışsa kaybolmuşluğumdan bahsederdim ona. Kesik nefes alışlarım bir düzen arayışına girerdi belki, bunca susmuşluğum bir son bulsun isterdim. Kimse gelmedi, karşımdaki caddeler git gide kalabalıklaşırken onca insan geldi geçti de kor alev hâlimi hiç kimse bilmedi. Bir hiçliğim, bir de bendik basma perdeli loş ışığı sönmüş evin penceresinin dibinde.

Merve Ertürk

Yorumlar
  • Henüz yorum yazılmamış