İki Rüyalık Bir Dünya

Yalınayak gel bana
Sen dur, şehir yürüsün ayaklarının altında

Beklerim ben, sen bana bırak geceleri. Paylaşarak gel ışığından. Aldanırım sanma, yaşlanmam da ben bu umutla.
Beklerim. Ayı tutsak ederim haneme sabaha dek mehtabında gelip giderim.
Tesbihim var benim, yıldız yıldız topladığım gökyüzünden, bıkmadan usanmadan çekerim. Kuruttuğum sevda mısraları var, güz için sakladığım gül yaprakları, suyunu sıkar içerim.

Dudakların çıplak
Entarini asıp gel dualarına

Bir tek eksiğim sensin. Ne deniz ne dalgalar, sadece kulağım kapıda. Dinliyorum rüzgarların birbirine iliklediği ayak seslerini. Ve bir tek özleminle dolu, nefes alacak yer yok bu odada.
Bırak dolanacaksa ırmaklar dolansın senin saçlarına.
Kaç kişi kaldık sevdayı savunan, bırak geride kalanları,
Gel
Bir adım daha
Bir adım daha.

Toprak kokusuyla harmanlıyorum ben yeşili, ne zaman hayallerime cemre düşse,
Ne zaman toprak koksa şehrim, biliyorum ki yağmur değiyor hayallerimin tenine.
O zaman inancım artıyor, arınıyorum o zaman yakınlaştığımı hissediyorum ve o zaman işte, ölüm manasını yitiriyor bedenimde.
İşte o zaman
Martılara simit atarken yakalıyorum kendimi.
Çocukça adaklarım, çocukça varıyor gerçekliğine.

Yanına almayı unutma oyuncaklarını
Toplayarak gel bana, yerdeki çakıl taşlarını

Sandığın kadarını çıkar sandığından,
Aldatıldığın, güvendiğin kadarını at uçurumdan aşağı.
Ayıkla da gel, ayıklan da.
Tek bir şey vaat ediyorum sana. Rağmenler büyütüyorum evimin saksılarında.

Gel.
Sonsuza akıp giden bu kervanın, yolcusu değilsin sen,
Ayrıl ilk yol ayırımda.
Bil ki, bu gidiş ibarettir, geri aynı yere dönmekten.
Dilek ağacına bağlanan kelebekler uçmadan.
Bana.

Patikaların, uçurum kenarlarının, yabansıl görünen meyvelerin ve yalnızlık kokan çiçeklerin bir meziyeti olmalı.
Bir amaçları olduğunu onlar biliyorlar, yaşanılır bir iyilikleri var, yaşanması gereken güzellikleri.
İki gözün bir birini asla çıplak olarak görememesi ve ne hikmettir ki aynı kaderi bir birlerine an ve an armağan etmeleri gibi.
Ben bakir masallarının ayak izlerindeyim,
Sen bakir masallarımın ayak izlerinde.

Tanıma maziye baktığında gözyaşlarını
Kahretme
Ah etme
Nefret etme
Hisset sadece, bu adımınla yeniden doğacağını.

Dudakların ışığa dokunuşudur, öpmek. Annenin yavrusunu öperken araya bulutlar sıkıştırması, sevginin ne kadar yumuşak olması gerektiğinin kanıtı değil midir?
Sevginin hazza, prangalar vurması demektir ki bu,
Yaşamak, her şeyi isteğin gibi yaşamak değildir.
Ve bu yüzden,
İki rüyalık bir dünya koyuyorum her akşam, yemek masasına.

Biliyorum nazlı tabiatının sonbaharda ürkek olduğunu
Üşüdüğünü biliyorum kışın be-a-yazlarında
Suyun en sevildiği, suyun hiç sevmediği kurutucu bir yaz sabahında,
Değil.
Maviyim ben, bahar ise gümüş.
Sen
İlk aşk gibi doğacaksın, biliyorum.
Çünkü bir tek,
Başak rengi eksik, bu hülyada.

23 Şubat 2012 2-3 dakika 25 denemesi var.
Beğenenler (1)
Yorumlar