İnziva-yı Muteber

Bu melâlin, yüreğimde zonklayan baş belası sızıntısında; kendime varıp söylenemediğim her yokluğunu damarımdan çektiler. Önce gözlerim doldu, zaman perdeyi zuhur ederken... İnfilak edip kendi cennetinde, şikâyeti bir iç dökümü sandı keder. Halbuki ben; küllerinden yeniden doğmasını unutan o acemi Ankaydım artık, kelime firarımdan önce.
Hüküm; yalnızlığın kontak kapatıp bir daha kendini acıya davet etmemesiyle başladı. Serap; yağmurun saçlarında rüya olmayı unutan bir biyolojik sancıydı artık. Araftayım... Dilsiz kelimelerin boşluğunda zifiri bir geçmiş takıldı. Müebbet; ucu bucağı olmaz bir yalnızlığa pranga vuruldu.
Dinledim, dinlendim. Eksilmekte güneşin kardeşi varoş sevmelerden; tekerrür ediyor her acının gönül incitişi. Hiçlikten var ettim; vazgeçtim inziva-yı muteber.
Lakin bu veda değil; bir nisyan kuyusuna atılmak, hiç değil. Zira seni unutmanın soğuk sularında boğulmak, sana kavuşamamaktan daha ağır bir hüküm. Şimdi dilimde asılı kalan o devasa sükût, aslında binlerce feryadın dilsizleşmiş halidir. Sen benim ruhumdaki o kurumuş kevser; ben ise o pınarın başında susuzluğuyla ihtilal başlatan o mağlup...
Artık anladım: Kavuşamamak bir eksiklik değil, seninle tamamlanmış bir yalnızlıktır.
Seni benimle severken, acılarda güneşlenmeyeceğim.
Dilara AKSOY

30 Mart 2026 1-2 dakika 491 denemesi var.
Yorumlar