Kalemşah

Bir şeyler oldu deniyor, oysa sadece olmadı.

Hatta hiçbir şey.

Ağrıyan karnım, başım ve her zaman düzenli bir biçimde kendime kahredip kendimi hırpalayışım dışında aslında ortada bir olay yok. Buna yine de “bir dönem” demek istiyorlar. İnsanın başına gelmeyen şeylerin de bir tarihi olurmuş gibi.

Belki bir yol kenarında, belki yön karmaşasında, belki de gecenin sabaha varış iskeletiyim.

Bilmem.

Buraya kadar geldiysek, geri dönmek zaten zor.

Beni anlamıyorlar sanıyordum.

Dur.

Anlıyorlar.

O yüzden anlamazdan geliyorlar.

Çünkü ben onlara yabancıyım.

“Oram ağrıyor, buram ağrıyor” dediğimde, organlarımın bana anlattığı şifreyi çözemiyorum. Dil başka bir yerde, beden başka bir alfabe kullanıyor.

Zaman düz kontak.

Tebeşirle yazılmış fikirlerin yerine yürek sızısı bırakmışlar.

Asıl sorun burada başlamıyor.

Ya da başlıyor ama kimse adını koymak istemiyor.

Herkes deli.

Kimse akıllı değil.

Belki de her deli akıllı olmak zorunda değil, sadece yalnız.

Parayı Lidyalılar buldu, kalemşahı ben.

Beni kendinden dev görenler oldu; önce büktüler, sonra kendi istedikleri biçime sokmak istediler.

İzin vermedim.

Mini tetikleyicilerden geçtim, emek tacirliğine uğradım, oradan kara borsaya düştüm.

Metaforlarımın üstüne fiyat etiketi yapıştırdılar.

Ben yine de satmadım.

Okuyun beni.

Ama rahatlamak için değil.

Bakmak için değil.

Yüzünüze değsin diye.

Kalemşahın soytarısı sandığınız bu ten, kral çatlağıdır.

Geleneksel bir aşüfteyim evet;

bağrıma unutamadığım sevgilimi,

hicranıma dargın ayrılığımızı yazarım.

Her nesnenin bir adabı muaşereti olsa,

gözlerim gözlerinden başlar,

sözlerine solfejle iner.

Kalemşahı, bu yazarın elinde telefon sanma.

Adam gibi yazar.

Adam gibi siler.

27 Ocak 2026 1-2 dakika 484 denemesi var.
Yorumlar