Kendimce 'Varoluş' / Felsefi

İnsanlar, hayatları boyunca kendilerince belirledikleri varoluş tarzları vardır. Bu tarzlar, genellikle 'estetik yaşam' ve 'ahlaki yaşam' üzerinde gelişir.
'Estetik yaşam' da insanlar duyuları ve duygularıyla kendini yönlendirir. Duyguları ağır basar, kendine göre bir hedef belirler ve bu hedefe ulaşabilmek için her şeyi yapar. Tanrı'dan uzaklaşır ve özünü yitirmeye başlar.
'Ahlaki yaşam' da ise birey yaşamı boyunca bir inanç sistemi belirler, bu inanca göre hareket etmeye çalışır. Değerlerinden asla ayrılmaz. Tanrı'ya çok yakındır. Hatta verdiği bir kararla dini varoluş tarzına yükselir. Yaşam ilkesi gereğince özüne uygun davranır.
Varoluş evrende bir kütleye ve hacme sahip olmak değildir. Çeşitli cisimler, maddeler hatta hayvanlar ve bitkiler bile yer kaplarlar. Fakat onlar varoluşun farkına varamazlar.Çünkü düşünemezler, kendilerine bir hedef belirleyemezler, dünya da meydana gelen düzensizlikleri anlayamazlar.Sadece tabiatın onlar için biçtiği görevleri yerine getirebilmek için varlardır.Örneğin bitkiler fotosentez yapmasaydılar doğanın dengesi bozulabilirdi.İnsanın ise amacı vardır.Düşünebilir ve kendisi için yaşar.Hedefine ulaşabilmek için vardır.Bence bu da en büyük varoluştur...
Bizler, doğduğumuzda sadece birer varlığız. Ancak büyüdükçe ve geliştikçe varolmaya başlarız.Çünkü düşünce sistemimiz ve karakterimiz yerleşir.Kısaca hiçbir kimse doğuştan varolmaz geliştikçe varolur.
İnsanlar, yüzyıllardır kendisini bir şeylere inanmak zorunda hissetmiştir. Bu, Tanrı olabilir, Put olabilir, tabu olabilir v.b olabilir. Ama mutlaka bir şeye inanmışızdır. İnanç sistemi bizlerin vicdanını oluşturmuştur. Vicdanı olan insan, varoluşun ve neden yaşadığının farkında olan insandır.İnancı ve vicdanı olmayan insan ise ya hapistedir ya da toprak altındadır. Çünkü insan olmanın değerinin ve varoluşunun bilincinde değildir. İnsanlar öyle ya da böyle inanmaya mahkumdurlar...

18 Temmuz 2011 1-2 dakika 1 denemesi var.
Yorumlar