Kendin Olmanın Kıstası

Geceleri gelen bir umut var. Gündüz bastırılan, kalabalığa karışan, ertelenen türden. Gece sessizleşince yüzeye çıkar. Bazen bir istek olarak, bazen sessiz bir sızı olarak. İnsan o saatte kendisiyle en çok yüzleşir; en çok kaçar da.


Milyarlarca insan bu dünyaya geldi ve gitti. Her biri ayrı bir ses, ayrı bir ağırlık, ayrı bir yönelim taşıdı. Buna rağmen hepsinde ortak bir şey vardı.Kimisi kendini ararken tükendi, kimisi bulduğunu sandı ama elinden kaydı, kimisi aramayı bıraktı ve bunu huzur diye adlandırdı.


Peki insan kendini nasıl fark eder?


Bu soru, yanıtından çok sorulma biçimiyle önemli. Çünkü çoğu insan kendini başkasına bakarak tanımlamaya çalışır. Birinin onayıyla doğrulanır, birinin reddiyle sarsılır. Kendilik, bu süreçte sürekli ertelenir; önce şu iş bitsin, önce şu ilişki netleşsin, önce şu yaştan geçelim. Ama o "önce"nin ardından başka bir "önce" gelir.


Yarını kovalayan insan bugünde kaybolur. Geçmişe tutunan insan şimdiyi ıskalamaz. Ama şimdi de ona kapalıdır çünkü oraya tam girmemiştir. Bu iki hareket arasında, kendilik askıda kalır.


Kendinin farkına varmak, bir varış noktası değil. Daha çok bir bakış açısı. "Ben nerede duruyorum?" sorusunu sormak, o soruyla kalmak, cevabını başkasından değil kendinden beklemek. Bunu yapmak, söylendiği kadar sade değil. Çünkü çevre sürekli bir kıstas sunar. Başarı, uyum, görünürlük, onay. Bu kıstasların içinde insan kendini kaybetmez; tam tersine, o kıstasları kendisi sanır.


Milyarda bir varyasyonun içinde, kendisi olmak için başkasına benzemeye çalışmak; belki de en yaygın çelişki bu.


Gözler kapandığında her şey biter. Arayış da, bulma umudu da. Bu kaçınılmazlığın farkında olmak, insanı teslim etmez. Tam tersine, bir netlik verir.Vakit sınırlı, kıstas başkasında değil sende. Kendin olmak, mükemmel bir özgünlük değil. Sadece, kendini başkasına göre biçimlendirmekten vazgeçmek.


Bu da zaten yeterince zor.


Turgay Kurtuluş

14 Nisan 2026 1-2 dakika 108 denemesi var.
Yorumlar