Kıyas
İnsanı bunalıma sürükleyen en büyük şeylerden biridir. Çünkü insan çoğu zaman kendi yarasını başkasının gülüşüyle ölçer. Kendine bakmayı bırakır, başkalarının hayatına sığınır. Sonra da eksik olduğunu sanır. Oysa herkesin taşıdığı yük başka, gecesi başka, imtihanı başkadır.
İblis kendini Âdem’le kıyasladı, secdeyi değil üstünlüğünü düşündü; sonra şeytan oldu. Çünkü kıyasın içinde gizli bir kibir vardır. İnsan bazen kendini aşağı görerek de kibirlenir. “Neden onun var da benim yok?” diye başlayan her cümle, insanın ruhundan bir parçayı sessizce koparır.
Kıyas insanı eksiltir, yarım bırakır. İnsanın her bir parçasını dünyanın farklı bir kutbuna savurur. Aklı başka yerde olur, kalbi başka yerde. Elindekini göremez hâle gelir. Kendi bahçesindeki çiçekleri sulamayı bırakıp başkasının ağacına imrenir. Halbuki her insanın vakti ayrıdır; kimi baharda açar, kimi kışın ortasında yeşerir.
En büyük yorgunluk da buradan doğar zaten. İnsan kendisi olmaktan vazgeçip başkasına benzemeye çalıştıkça tükenir. Çünkü ruh, emaneti olmayan bir hayatı taşıyamaz. Başkasının nasibine göz diken kişi, kendi nasibinin sesini duyamaz olur.
Oysa huzur, kıyasın bittiği yerde başlar. İnsan kendini olduğu hâliyle kabul ettiğinde, eksiklerini başkasının fazlalığıyla değil kendi yoluyla tarttığında içindeki savaş diner. Çünkü bazı insanlar yarışmak için değil, yalnızca kendi hikâyesini tamamlamak için gönderilmiştir bu dünyaya.
