Koordinatlarını Arayan Çocukluğum

Küçükken minik ellerimle kuzulara ot yedirmem gibiydi heyecanım
Ellerimi sana verdiğimde


Daima bir yerlerde çocuk olmanın, çocuk olarak yaşayabilmenin şiddetli kıpırtısını duyuyorum yanı başımda. Ama ulaşamıyorum çocukluğuma, bir odaya kapatmış olmalı zaman onu. Gidecek bir yer bulamıyorum bazen, küçükken akşamları balkona çıkıp, saydığım uçakların sayısını çoktan unuttum. Gidemiyorum, uçamıyorum. Olduğum yerde kalırsam, her şey daha kolay olacak gibi geliyor. Gitmek için neden çokken, kalmalar kalıyor bana. Ayaklarıma dolanıyor beceriksizliğim.

Sorularıma cevap alamadan geçti yıllar, uzun zaman önce sormayı da bıraktım zaten. İnsan gittikçe yılıyor, sakinleşiyor. Çocukken öğrendiğin küslüklerden de vazgeçiyorsun. Büyümek belki de biraz vazgeçmek belki. Ama ben uzun süre küsüyorum, küstüklerim arasında ilk sıradan kendim var. Susuyorum, konuşmayı öğreniyorum sonra bazen bir fotoğrafla. Bazen geçmişten kalan, yıllara meydan okuyan bir elbiseyle...

Heyecanların gücü azalıyor ya da çocuklukta kalıyor artık onlar da. Benden olan her şey çocukluğumda kaldı sanki, bazen kendimi tanımakta zorlanıyorum. Eski resimler de olmasa kendimi bulamayacağım sanırım. Zaman mı bizi böyle değiştiren, büyümek mi, zorunluluk mu? Akıllı olmak mı, deli ölmek mi? Bilmiyorum. Sormayacağım demiştim ama yine tutamadım sözümü, sorular hala konuşmak kadar hayatın gerçeği, sorular olmasa belki de hiç konuşmayacağız küs zamanlarımızla

Eğer yaşıyorsa hala çocukluğum benim de yaşamak için bir nedenim vardır.
Ya da yaşamak için ölmek gibi bir neden vardır.

Zamanda yer kaplamaktan korkmuyorum şu sıralar, nasılsa ulaşamıyorum çocukluğuma, her yaşımı; yaşımca, yaşama çabalarım yarı yolda bırakıyor beni.

Geçecek kelimesine inanmıyorum artık, geçtiğini bildiğimiz şeyler iz bırakıyorsa geçmiyordur. Geçmemiştir, geçip giden sadece zamandır ve o zamanda yaşanılan. Ama bir iz varsa hala geçmez.

Geçen şeyler değil kaçan şeyler vardır. Otobüsler kaçar mesela, yağmurlu bir günde, yağmur metal gibi dimdik yağarken tepemizden aşağıya beklediğimiz taksi kaçar. Zaman kaçar, bize sormadan, arkasına bile bakmadan geçer, gider.

Ne zaman canım acısa çocukluğuma sığınırım, mutlu olduğum, gülüp oynadığım günler gelir aklıma, sanki hiç canım acımamış gibi. Büyüyünce unutursun diyorlar ya, işte unutuyorum ondan sığınıyorum çocukluğa, belki başka çare de bırakmamışlardı. Çocukluğuma yetişemiyorum yarım pabuçları giyip, dışarıda oynayamıyorum. Sadece sığınırım o günlere, geçecek yalanına inandığım gibi.

Hiç geçmemiş gibi olur çocukluğum sanki hiç terk etmemiş hep yanımda beni beklemiş gibi olur. Hatırlasam gözümün önünde, tutsam dokunacağım sanki anılara. Öyle yakın, o kadar uzak. Büyülü bir tılsıma inanırım bazen, beni çocukluğuma götürecek diye, yaşlandıkça daha mı iyi inanıyoruz? İnanmaktan başka çarem olmadığı için belki de
Ömrün içinde buruşan bir hikâyeydim ben, ezik-büzük. Bu yüzden küçük kalmayı başardım. İstemediler ömrün açılmasını bunun yerine buruşturup atmak istediler hikâyemi. Bana aitken başkalarının yazdığı hikâyeyi sığdırmaya çalıştım ömrüme. Kendime aitsizliğim burada başlıyor işte, en başından.

Hikâyem benim içimde küçülüyordu,
Ben ruhumun içinde...

Geçen bir şey vardı evet, sokak aralarından geçen çocukluğum, hala ip atlıyor o sokakta, geceleri hala saklambaç oynamaktan korkuyor, korktuğu daha büyük bir şey var ki, o da; saklandığı yerden bulunamama korkusu, unutulma, kaybolma korkusu. Çocukluğumu o sokak arasında ip atlarken bıraktım, şimdi daha büyük oyunlar peşindeyim, daha büyük gülümsüyorum oyun oynarken, yaşamaya çalışma oyunu, kendi hikâyemizin tek oyuncusu. Hep başkalarına daha çok yer açtığımız bir oyun bu. Seyircisi de kendim.

Çocukluğumu bırakıp, ben geçtim bu sefer, sıkmaz sokaklardan çıkan bir kapıdan, büyüklerin geçebildiği yalnızca. Çocukluğumdan kalan her şeyi bırakırken o sokakta, seni içimde götürebilmeyi başardım. Hatırlamak daha kolay büyüdükçe, ağlamamak için dudakları büzmemek daha zor, daha çocuksu ağlamalarım şimdi.

İp atlayan çocukluğuma sesleniyorum uzaktan, hava çok güzel, güneşli bir gün, üzerimde kirli bir elbise, oynarken tenim esmerleşmiş, şimdilerde açıklarda oyun oynayamıyorum, bu yüzden renksizliğim. Güneş görmüyoruz, güneş de bizi görmek için uğraşmıyor. Yeni alınan elbiselerin heyecanı da gittikçe azalıyor.

Büyüdüm, kendi hikâyemin içinde hala çocuğum, çocuk oyuncu. Eğer iyi bir oyuncu olabilseydim kendi hikâyemde, çocukluğuma daha kolay ulaşırdım.

Yine de bazı sevinçlerim hala çocukça, benim gibi büyüklerin yadırgamasını beklemeden seviniyorum bazen. Hala çocuk kalabilmenin sonsuz sevincini bir ömür içimde yaşatabilecek kadar güçlü çocukluğumun bilekleri ve yüreği kocaman.



İçimdeki çocuğa...




Yirmi Nisan İki Bin On Üç 10 15

26 Nisan 2013 4-5 dakika 94 denemesi var.
Beğenenler (1)
Yorumlar