Lades


Geçmiş zaman keşkesi doğuyor sevgilim; annesi doğum sancısında kalem... Arabalar geçiyor geceden, trenler, troleybüsler ve ben gündüzü sanat eseri mutluluğun tıraşlanıp damat tıraşında başkasına yâr olduğu fanilikte görüyorum. Olmazlar köyünün muhtarı olmuş mesafe; yutkunduğum susuz umutların boğazımdan çok kalbimde kaldığı ahir zamanın telli duvaklı gelin olduğunu öğrendiğim acımasızlık tiradındayım. Rol yapamam ben; gözlerim beni ele verir bir kere. Yeşili buğuya döner, kuğu sanır Ankaralılar Kuğulu Park özlemiyle.

Geçtim her yoldan, dönemecinde bir kahkahalık sevda değil; bir ömürlük hüzün de olabilirdim. Razı, razıydı. Kartonpiyerler düşüyor tavandan başıma; buna rağmen aklım başıma gelmiyor. Zaten akıl işi değil ki bu sevdiğim; karakollar neden beni tutuklu sayıyor? Suçsuz değilim diyemem; dik kafalıydım hep zaten. Dik kafalılığım dik yüreklilikle sınanır olmuş. Dinlemiyorum ondan başka hiç kimseyi.

Hiç? Hangi hiçin tangosundayım? Hiç de beceremem. Ayaklarım dolanır kendi ayaklarıma. Düğün konvoyları nasıl da nispet halinde bana. Tamam canım, bu kadar abartmayın! Yalnızlık daha en başından bunun olacağını kulağıma fısıldamıştı.

Ben ve sevmemek... Haydi oradan! Bu kalbin atmak nedeni bu bir kere. Boşuna mı sağdan attı yaramazca? Hep farklı, hep ayarsız...

Ritim karakolunda hücreden çıkarıyorlar beni. Akıl hastanesine sevkim gerçekleşiyormuş; çok ayıp. Nazım Hikmet Ran dememiş miydi? “Sen elmayı seviyorsun diye elmanın da seni sevmesi şart mı?” usulca kabul ettim elmanın özgürlüğünü. Demokratik bir sevmekten hallice keyfim yerinde kalsın. Neden sırf seviyorum diye aklımın sevki? O zaman kalbimi alın. Alın alın, sizindir.

Evler, arabalar geçiyor içimden. Kazalı belalı sevemeden rahat etmedi yürek. Ben elmayı seviyorum diye elmanın beni sevmesi şart mı? Şart tabii! Ben almışım yıkamışım özenle seçmişim yemeye kıyamamışım dalından seçmişim sevdalı elmayı; o, beni nasıl sevmez?

İç sesim fırtınası söyledi bunları. Valla benim suçum yok Hakim Bey amca. Bakma öyle. Nefsi müdafaa bu. Suçu öylece atmış gitmiş Nazım. Ben de savunuyorum elmanın sevmek hakkını.

Attila İlhanlar da gelmiş. Ben sana mecburumdan başlar şimdi. Attila üstadım; ben mecburi istikametin yol levhası bile olamadım. Hır istikametine savurdu beni hırt hadiseler. Argodan ceza yedi pamuk kalbimin ayıbı.

Pamuk şeker değildi elbet kalbim. Sadece sevilmek yıldızının ayarına “Sen dur bakalım orada senin ne haddine? Ben buradayım daha” diyebilirdi. Taş devrinden kaldı sevmek eylemim.

Adem ile Havva’nın elma hikayesi çıktı bir de karşıma. Haydi be elmalar! Çekilin aradan, hepiniz mi yasaksınız? Meyve hiddetiyle sebze uysallığı şimdi bu aşk. Kalbim, aslında acıyor, çaktırma. Ne derim ki sevda mahkemesinde neyini savunurum bu aşkın?

Her halde yasak, herhalde bana yasak. Onun gecesiyle benim gecem bir mi şimdi? Ladesim olsaydı kesinlikle ben kazanırdım. Çünkü hep aklımda. Ladesim lades olsun mu? Olsun... Seni unutursam bütün ladesler bozulsun mu? Bozulsun...

Kime gidersin bilmem. Aklım memleketinde hayrat çeşmesisin. Kalbim memleketinde yasak demli çay... Sen, hiçbir gün olmasan da ve olmayacak olsan da her şeysin. Boş verdim ben olmak hakkımı; sen ol da varsın herkes beni yok saysın...

20 Eylül 2022 3-4 dakika 464 denemesi var.
Beğenenler (2)
Yorumlar (2)
  • 4 gün önce

    Denemelerinizi özenle takip ediyorum Dilara Hanım. Deneme okumayı da severim.

    Cümlelerinizde anlam bozukluğu dikkatimi çekiyor. Belki yer yer noktalama işaretleri boğuyor denemenizi. Özellikle şu kısmı pek anlayamadım ;

    Arabalar geçiyor geceden, trenler, troleybüsler ve ben gündüzü sanat eseri mutluluğun tıraşlanıp damat tıraşında başkasına yâr olduğu fanilikte görüyorum.

    Okuyucu olarak dikte ettirir gibi değil, bilhassa daha sağlıklı yazmanız adına tavsiyem; 'yazdıklarınızı birkaç kez gözden geçirmek olacak. Harf hatası olacak,olabilir. Kelime küçük, büyük olacak. Hatadır, düzeltilir. Fakat anlam bozukluğu sizi güzel yazmaktan alıkoyar. Daha iyiye...

    Saygımla...