Mavi Balon ve Kırık Zihinler

Hayat bazen bir oyuna benzer; kurallarını bilmediğimiz, çıkış kapısını göremediğimiz bir oyun. Bir yerlerde bir düğmeye basan biri varmış gibi hissederiz. Bazen bir ses gelir; bazen bir ezan, bazen bir şarkı. Ve biz, hangi melodiyi dinleyeceğimizi bilemeden savruluruz.

Çocukken bir balon isterdik. Basit bir mutluluğun simgesiydi o. Şimdi, o balonun yerini ekranlar aldı, ruhumuzun ipini elinden kaçırdık. Bağımlılıklar, yalanlar, zorunluluklar… Hepsi bizi zincirledi. Bir kumbaraya sığdırmaya çalışıyoruz içimizdeki kırık parçaları. Oysa kumbaralar, biriktirmek için değil, bekletmek için vardır. Bizse biriktirdikçe ağırlaşıyoruz.

Özgürlük artık bir yanılsama. Beden parmaklıkların dışında olsa bile, zihin çoktan hücreye kilitlenmiş. Bu yüzden soruyorum: Gerçek tutsaklık nedir? Bir hücrede yaşamak mı, yoksa ekranın parlak ışığında körleşmek mi?

Mavi balon hâlâ aklımda. Uçan bir balon, çocuğun elinden kurtulup göğe yükselir. Bizim de içimizden bir şeyler öylece kopup gidiyor her gün. Belki bir umut, belki bir masumiyet. Ve biz sadece izliyoruz. Çünkü artık göğe bakmaya bile vaktimiz yok.

Belki de hayat, o balonu bırakabilme cesaretidir. Belki de anlam, parmaklarımızda değil, kalbimizde saklıdır. Ama biz hâlâ bir butona basarak kurtulacağımıza inanıyoruz. Oysa kurtuluş, bir balon kadar basit: bırakmak.

Turgay Kurtuluş 

06 Ağustos 2025 1-2 dakika 69 denemesi var.
Yorumlar