Mezarcının Mektubu

Ey benim memleket gözlü sevdiğim;
Hergün yazıyorum,hiç durmadan hergün birbirinden farklı düşlere yol alarak çoğaltıyorum mektuplarımı,şu tutsak olduğum kömür karası gözlerine hasret oluşumun bilmem kaçıncı gecesini yaşarken, tutuşuyor sol yanım, bir bilinmez denklem gibi sarıyor etrafımı kötüye işaret tüm nedenler...

Biliyorsun ekmeğimi çıkartırım taştan;
Kimisi işin en kısa yolundan koyulur para kazanmaya, kimisi hortumlayarak, kimisi soyarak ama mutlak hepsinin tek amacı daha fazlasını arzulayarak sahip olmak isterler..
Onların sıradan bu yaşam tarzlarının, olumlu yahut olumsuz koşullarını yazmaktansa, kendi ekmeğimi anlatacağım sana,bu mektup digerlerinden biraz daha farklı olacak olsada, okuyacağını, gerektiği yerde gözyaşı dökeceğini düşünüyorum, ama ben en çokta gülümsemenden yanayım, çünkü sen gülümserken, şu karşıdaki ölü çiçekler diriliyor yerinden, senden kesitler sunuyorlar, belkide bu yüzden seviyorum bir mezarlık sessizliğinde çalışmayı..


Sevgilim;
İklim yeniden baharı sermiş coğrafyamıza, güneşin nazlı bakışları eşliğinde hafif burnuma vuran ölü kokusunu çekerek içime, dikmeye çalışıyorum küçük mezar taşını, bir ölünün başucuna..

Etrafımda binlerce uyuyan insandan hiç bir ses çıkmazken, az önce başladı kaplumbağaların çimenler üzerinde sevişen '' tak-tuk'' sesleri.
Küreğimi daldırırken toprağın o yaş tenine, aradan kendi resmini çizen sarı akrebin kaçışmasını görmeliydin,korkmadığını anladıkları vakit aynı yerde seninle saatlerce iğnelerini gizleyerek çalışırlar, küçük böceklerin üzerinde yaptıkları kıvrak dansın o heycanını görmeni isterdim.
Elma ağacı altında ihtiyar hayır sever tarafından yaptırılmış çeşmenin başına yol aldığımda, ardımdan gelen dikenli otların asfaltla olan inatlaşması senin küskünlüklerine benzetiyorum, en sonunda kaldırım kenarına çekilip asfaltın siyah renginden medet umarcasına bakışıyorlar,

Eh sevgilim mezarlık olurda ağlamayan varmıdır?
Ellerini dizlerine vurarak koşuyor genç bir kadın henüz yapısı dikilmemiş mezara doğru, üzerindeki çiçekli gömleğini parçalayışını gördüğümde benimde yüreğim parçalandı, ardından gelen ikide çocuk vardı,gözleri destan, her ikisinin ayaklarında mavi renkli terlik,koşuyorlardı onlarda mezara doğru.
Biran sen geldin aklıma,dedimki belki şuan ordaki ben olsaydım '' karımda paralarmıydı bu kadar kendini''? şimdi ''ne demek - ne demek'' diyorsundur, ama ben ağlamanı gözyaşı dökmeni istemem, Gülümseyerek gelmelisin yanıma,oturup nostaljide yapmalısın, mesela prostad'dan ilk ameliyatımı olduğum günü anlat bana, ki bir şairin diliyle bende güleyim yalnız olduğum mezar karanlığında.
hatırlıyormusun o sözü?
'' Yalnızlığım benim sidikli konseptim''...

Gün akşam olmaya yakınken düşürdüm elimdeki fırçayı ağaşıdaki beyaz kefen üzerine, korkmadığımı söyleyemem elbetteki korktum, ama bir fırça buğün 5 lira, 3 saat çalışmam gerektigi anlamına geliyor.
Birden cesaret aynasında bularak kendimi indim aşağıya, öyle bir koku varki bunu anlatamam, bugün akşam yemeğinde şayet taze kızarmış tavuk yoksa söylemeliyim, iri yarı bir herifti aşağıdaki,
yavaş yavaş erimeye başlamıştı bedeni, vücudundaki yağın toprakla olan inatçı buluşmasını gördüğümde, ölümün kurtuluş olduğunu söyleyenlere resmedesim geldi bu sahneyi ..

Sonra düşündüm yoksa ben biraz geriye dahada geriye gidip gençlik yıllarımın o materyalist düşüncesine dalıp yakılmaısınımı istemeliyim bedenimin? aslında buda bana uyar sen nedersin? düşünsene seriliyor bedenimiz denizin o mavi durgun yüzüne, hayatımız boyunca parselleşen dünyamızın nimetlerinden bizleri uzak tutan bu düzenbaz sisteme karşı ilk orada başkaldırırız
hani güzel olur seninle okyanusun ötesine gitmek, karayiplerde sevişen balıkları görmek, amerikanın kıyılarına vuran karides ölülerine en az seninle bir ağlardım..
Asma suratını içine düşen bu ölüm korkusunun suretini hisseder gibiyim, henüz erken ölüm bize...
Ama yinede hani olurda gömerlerse kıraç toprağa bizi, istemiyorum '' bugün bana yarın sana oku bana bir fatiha'' yazısını, hani dinsizliğimden değil, ah bir bilsen ne işkencedir onu mermer taşının üzerinde asitle yazmak, parmak uçlarım delik deşik oluyor,bu yüzden ustanın ellerine şimdiden üzülürüm, ismede gerek yok hani...



Çıktığımda mezarın içersinden, yeşil cenaze arabasından inen iki üç belediye işçisinin su satan çocuklara olan kızğınlığını görmeliydin, heriflerin ekmeğine yağ sürmüş olmalı çocuklar, eh bildiklerim var bu konuda, akşam mesai bitimi ellerinde hortumla yüksek paralar karşılığı sulama işi yaptıklarını görmedim diyemem gördüm, ama bunda suçlu kim ola bilirki?
Sözleşmeli işçi olarak çalıştırılan asgari ücretle geçimi sırtlanmakda güçlük çeken, bu arkadaşlarımızıda anlıyorum, okul harçlığı için küçük su kapları ile zengin efendilerin mezarına koşan çocuklarıda...

Ever karıcım gün böylelikle bitti mezarlıkla, iş takımlarımı koyup demirden kovama yol aldım mezarlık dışına..
Tam kapıdan adımımı atıyordum ki, ardımdan genç bir delikanlı seslendi, ''arkadaş mezarcımısın''? evet beyefendi mezarcıyım, mezardaki otları temizlememi istedi benden, biliyorsun yüreğim yufkadır kırmadım genci, aldım elime küreği girdim mezarın içine,herşey iyi tamam teşekkürler den sonra bitti..
öyle bir karın ağrısı başladıki anlatamam, be adam madem temizlettiriyorsun ee parası? herşey bir teşekkür kadar rahat olsaydı ülkemde fakir halk kalmazdı,bu karın ağrısı, sıtkımın dar olmasından değil elbette, sadece üzüldüm, bir ümit olmuştu kendi adıma, dedim hani alırsam üç beş lira akşama sigara parası çıkar, ki bugün tütünsüzüm, birde sensizim...
yine bir şairin diliyle söylemeliyim sana,
Tütünsüz uykusuz kaldım...
Ne mezarlık beni
nede ben mezarlığı Terkedemedim....

Kocan ........

01 Nisan 2011 5-6 dakika 22 denemesi var.
Yorumlar