Misafirhane
Nasıl ki mutluluk kapımı çaldığında; ardındaki rüzgarın nereden estiğini, bu sevincin ileride hangi bedellere mal olacağını sorgulamadan eşiğimi sonuna kadar aralıyorsam; mutsuzluk kapıya dayandığında da pencereleri sıkı sıkıya kapatıp kilit vurmamalıyım kendime.
Çünkü biliyorum ki, hepsi birer misafir :)
Duyguları birer mülk gibi sahiplenmek, onların senden birer parça haline gelmesine, ruhuna kök salmasına izin vermektir. Eğer gelen misafir karanlık ve rutubetli bir yerden gelmişse, onu içeride hapsedip kendinle bir kıldığında seni içten içe çürütmeye başlar. Oysa bırakmalısın; sadece geçip gitmeli, ruhuna teğet geçip yoluna devam etmeli.
Mutsuzluk mu geldi? Onu nezaketle karşıla, ağırlanmasına izin ver ama kalıcıymış gibi davranma. Gitme vakti geldiğinde de aynı hoşgörüyle uğurla onu. Böyle yapmalısın ki; kapıdan çıkarken heybendeki son hevesi ya da yüzündeki son gülümseme kırıntısını da yanında götürmesin.
Şimdi kendime soruyorum: Mutlu muyum? "Bana ne." Üzgün müyüm? "Bana ne."
Bu bir umursamazlık değil, bir uyanış. Zira artık biliyorum; bu ev benim ama misafirlerlerim geçici.