Mutfakta Kalan Yemek Ve Diğer Utançlar
Akşam yemeğinden sonra bulaşıkları yıkarken bir şey fark ettim. Tencerede yemek kalmıştı. Az değil, yarısı. Çöpe atacaktım. Sonra durdum. Elimde tencere, gözlerimde bir görüntü. Televizyondan gördüğüm bir çocuğun yüzü. Açtı. İskelet gibiydi. Gözleri büyüktü. Bakışı boştu.
Tencereyi çöpe atmadım. Buzdolabına koydum. Ama bu beni rahatlatmadı. Çünkü sorun çöpe atmak değildi. Sorun fazla pişirmekti. Sorun hesapsız yaşamaktı. Sorun başkalarının açlığını unutabilmekti.
---
Günlük hayatımız küçük lükslerle dolu. Sabah kahvesi. Öğlen yemeği. Akşam dizisi. Hafta sonu alışverişi. Bunlar küçük şeyler. Ama bir ayrıcalık. Çünkü dünyada milyonlarca insan bunlara erişemiyor.
Kahve içerken düşünmüyoruz bunu. Yemek yerken hatırlamıyoruz. Alışveriş yaparken aklımıza gelmiyor. Çünkü uzakta. Çünkü görünmüyor. Çünkü doğrudan bizi etkilemiyor.
Ama uzak olmak sorumsuz olmayı haklı çıkarır mı? Görmemek bilmemeyi mazur gösterir mi? Etkilenmemek umursamamamıza gerekçe olabilir mi?
Hayır. Ama yine de umursamıyoruz. Ya da umursuyoruz ama eyleme geçmiyoruz. İkisi de aynı sonucu doğuruyor: Hiçbir şey değişmiyor.
---
Geçen hafta bir haberle karşılaştım. Afrika'da bir ülkede kıtlık varmış. Çocuklar ölüyormuş. Fotoğraflar gösterdiler. Korkunçtu. Ama bir süre sonra o sayfayı kapattım. Başka bir şeye baktım. Güldüren bir video izledim. Unutmaya çalıştım.
Neden? Çünkü dayanılmaz geldi. Çünkü çaresiz hissettim. Çünkü "ben ne yapabilirim ki" diye düşündüm. Ve kaçtım. Tıpkı herkesin yaptığı gibi kaçtım.
Ama kaçmak çözüm müdür? Unutmak sorumluluktan kurtarır mı? Başka yöne bakmak vicdanı temizler mi?
Hayır. Sadece erteliyor. Sadece görmezden geliyor. Sadece oyalıyor bizi. Ama problem orada duruyor. Bekliyor. Büyüyor.
---
Bir gün markette dolaşıyordum. Raflara bakıyordum. Onlarca çeşit çikolata vardı. Onlarca marka bisküvi vardı. Her şeyden her çeşit vardı. Ve ben seçemiyordum. "Hangisini alsam?" diye düşünüyordum.
Sonra aklıma geldi. Dünyanın bir yerinde bir çocuk var. O çocuk için sorun hangisini almak değil. O çocuk için sorun hiç alamamak. Tek bir çikolata bile yok. Tek bir bisküvi bile yok.
O an utandım. Kendimden utandım. Seçeneklerimden utandım. Bolluktan utandım. Ve hiçbirini almadan çıktım marketten.
Ama bu beni iyi bir insan yapmadı. Sadece rahatsız bir insan yaptı. Çünkü çikolata almamak o çocuğa çikolata vermedi. Bisküvi almamak onun karnını doyurmadı. Sadece benim vicdanımı biraz olsun rahatladı. Hepsi bu.
---
Sorun bireysel tercihlerde değil. Sorun sistemde. Dünyanın kurulu düzeninde. Kaynak dağılımında. Güç dengesinde.
Bazı ülkeler çok zengin. Bazıları çok fakir. Bazı insanlar her şeye sahip. Bazıları hiçbir şeye sahip değil. Bu nasıl oluyor? Tesadüf mü? Kader mi? Yoksa planlanmış bir düzen mi?
Cevap: Planlanmış bir düzen. Çünkü kaynaklara erişim eşit değil. Güç dağılımı adil değil. Sistem bazılarının kazanması için tasarlanmış. Diğerlerinin kaybetmesi kabul edilmiş.
Ve biz bu sistemin içindeyiz. Kazanan tarafta mıyız? Evet, çoğumuz. Kaybeden tarafta mı? Hayır. O yüzden sistem bize uygun geliyor. Değiştirmek istemiyoruz. Çünkü değişim bizim lehimize olmayacak.
---
Ama bir çocuk açken nasıl tok olunur? Bir çocuk yetim kalırken nasıl aile olunur? Bir çocuk eğitim alamazken nasıl okula gidilir?
Bu sorular rahatsız edici. Cevabı yok gibi görünüyor. Ama var aslında. Sadece uygulamıyoruz. Çünkü fedakarlık gerektiriyor. Çünkü paylaşım gerektiriyor. Çünkü ayrıcalıktan vazgeçmek gerektiriyor.
Ve biz hazır değiliz buna. Söylemde hazırız belki. "Keşke herkes eşit olsa" diyoruz. "Keşke açlık bitse" diyoruz. Ama eyleme geçmiyoruz. Çünkü eylem bedel istiyor. Bedel ödemeye hazır değiliz.
---
Bir arkadaşımla konuştum bu konu hakkında. "Ne yapabilirim ki ben?" dedi. "Dünyayı değiştiremem" dedi. "Sistemle savaşamam" dedi.
Haklı mı? Kısmen. Tek başına dünyayı değiştiremez belki. Ama hiçbir şey yapmamak da çözüm değil. Küçük şeyler yapabilir. Bağış yapabilir. Farkındalık yaratabilir. Tüketimini azaltabilir. Savurganlığı bırakabilir.
"Bunlar ne işe yarar ki?" diye sorabilir. Cevap: Belki hiçbir işe yaramaz. Belki bir şeylere yarar. Ama en azından denemek gerekir. Çünkü denemeden bırakmak vicdansızlıktır.
---
Bu yazıyı yazarken düşündüm. Acaba bu yazı bir şeyi değiştirecek mi? Muhtemelen hayır. Okuyacak birkaç kişi olacak. Onlar da unutacak birkaç gün sonra. Hayat devam edecek. Hiçbir şey değişmeyecek.
Ama yine de yazdım. Çünkü yazmak bir şeydir. Sessiz kalmaktan iyidir. Görmezden gelmekten iyidir. Unutmaktan iyidir.
Belki okuyacak biri etkilenecek. Belki bir kişi bir şeyler yapacak. Belki küçük bir değişim olacak. İhtimal düşük ama sıfır değil. Ve sıfır olmayan her ihtimal denemeye değer.
---
Mutfağa geri dönüyorum. Buzdolabını açıyorum. Tencereye bakıyorum. Yarın ısıtıp yiyeceğim. İsraf etmeyeceğim. Bu küçük bir şey. Ama bir şey. Hiçlikten iyi.
Ama yeterli mi? Hayır. Asla yeterli değil. Çünkü ben tenceredeki yemeği ısıtırken bir çocuk hala aç. Ben tok uyurken bir çocuk hala açlıktan ağlıyor. Ben rahatken bir çocuk hala çaresiz.
Bu gerçekle nasıl yaşanır? Bilmiyorum. Ama yaşıyoruz işte. Hepimiz yaşıyoruz. Alışmışız. Normalleştirmişiz. Ve bu en büyük utanç.
Turgay Kurtuluş
