Ne Kaldı Gitmeyen Değişmeyen
Bir avuç toprakta saklı çocukluk kokusu mu, annemin ellerinde un gibi dağılan sabır ,gözyaşı mı, Yıldızların binlerce yıl önceden gelen soğumamış ışığı mı?
Ne kaldı gitmeyen, değişmeyen?
Kuyuların dibinde yankılanan su sesi mi, rüzgârın hep aynı yerden esen
sızısı mı kalbime?
Belki de sadece yüreğin her şeye rağmen inatla atan o eski ritmi kaldı,
hiç gitmeyen, hiç değişmeyen.
Geçmişin taşlarına yaslandım, üzerinde bin yıllık ayak izleri var sanki.
Kim bilir kaç çocuk orada düşüp ağladı,
kaç anne saçını örerken Güneşi seyretti.
Bir gül kurusu sayfa arasında kalmış
mektup kokusu gibi geçmiş bana hâlâ çok dokunuyor.
Şimdiye döndüm avuçlarımda hızlı yaşlanan ellerim, ayna camında eriyen suretim.
Her şey kayar gibi önümden, ekmekten kopan sıcak buhar, dudakta yarım kalan kelime, gözden düşen uyku.
Şimdi zamanın en ince bıçağıdır.
Ve gelecek henüz yazılmamış bir defterin boş satırları.
Orada kimin adı kalacak, hangi şarkı dilden dile dolaşacak, hangi acı sessizce gömülecek, hangi sevinç rüzgârla savrulup Dünyanın başka bir ucuna gidecek?
Soruyorum sana ey zaman:
Ne kaldı gitmeyen, değişmeyen?
Belki de hiçbir şey, belki de her şey.
Bir iz gibi kaybolur Ìnsan, gözler kapanır, eller toprağa düşer,
sesler susar..
Bir iz gibi kalır da bazen Denizin çekilen sularında ıslak bir taş, rüzgârın unuttuğu yalnız bir yaprak misali.
Zaman dağılır, yüzyıllar un ufak olur,
şehirler yıkılır, ırmaklar yatağını değiştirir.
Bize ne kalır acıdan başka.
Küller arasında aranan bir kıvılcım,
boşlukta yankılanan bir adım.
Bir gülüşün hatırası, bir gözyaşının tuzu, bir de kimseye söyleyemediğimiz sırlar mı?
Ve belki de en çok yarım kalmış cümleler kalır.
Söylemeye cesaret edemediklerimiz.
Kırık aynalarda yüzümüz, suskun duvarlarda gölgemiz.
Acı da bir gün yorulur mu, oda dağılır mı, bir yaprak gibi savrulur mu?
Geriye kalırsa eğer yalnızca derin bir sessizlik kalır.
Ölümün bile bozamayacağı o kadim suskunluk.
O suskunlukta zaman donmuş bir Nehir gibi durur.
Ne bir ses,ne bir adım.
Yalnız ca varlığın en çıplak hâli, en ilk ve en son nefesi.
Acıdan öte bir yolculuk yine suskunluk.
Bazı yaralar zamanla iyileşir belki, izleriyle beraber büyürsün.
Bazı yaralar ise derinleşir, bir köşede seni bekler, unutulmaz.
İnsan düşer, tökezler, kendi gölgelerinde kaybolur gider.
Her kayıp sessiz bir çığlık bırakır geriye yalnızca içimizde sızlayan bir iz kalır
derin acıyla yoğrulmuş gözyaşı seli.
Ve bazı kayıplar vardır ki, onlardan ders almak için bile artık vakit yoktur.
Geriye yalnızca kabullenmek ve kendi içindeki sessiz Deniz de
bir damla olarak varlığını sürdürmek kalır.
Ne kaldı gitmeyen, değişmeyen başka..
sevay