Nükte'nin Günlüğü - 1

..suya akseden şehrin dili üzerinde ne çok güzel söz sıralanabilirdi gözünü ayıramıyordu Nükte ,denizden sahil boyunca yürümek yürümek istiyordu .Çok düşündürücü anlam yüklü bir görünümle karşı karşıyaydı neredeyse güz soğuklarını yaz akşamlarına dönüştüren hisli içli duygusal bir tabloydu İstanbul. Bugün güneş vardı dün de açmıştı gökyüzü ne güzel bir mavi örtü almştı şehir kuşlar bile farkında nasıl güzel bir şehrin üzerinde uçtuklarının.Bütün kuşlar masumdu tıpkı sevenler ve aşk duyguları da böyle olmalı.Martıları fark etti çok güzeldi gözleri masumiyeti anlatırdı gözler kuşlar ve martılar ve güvercinler bu şehrin sembolü gibiydiler.Bu şehrin hiç eskimeyen tazeliğine dokunulmamış masumiyetine bozulmamış güzelliğine hayret ve hayranlıkla kalıyor insan eğer görmek istediğini görürse eğer barışıksa iç dış dünyası ile.Doğanın insana sunduğu bu binbir renk harika görsellikler karşısında derin saygı duyuyordu Nükte .Ve hiç bitmeyen şarkılar sönmeyen ateşler gibi , yorgunluk vermeyen duygular aşılayan boğazın serin mavi esintisini içine doyasıya çekti okula geç kalmayı sevmiyordu ama şu birkaç dakikayı da kaçırmak istemiyordu.Hava açık fakat güz soğuklarından da uzak değil ne yöne dönse hayata doğaya insan hikayelerine rastlıyordu uzun uzun bu mistik bu egzotik unutulmaz tabloyu sanki unutacakmış hiç görmemiş gibi doya doya seyrinde kaybolmak istiyordu.Hızlı adımlarla okula yöneldi kulağında sürekli çalan müziğin ritmine kendini bıraksa da dikkatini asla dağıtmıyordu caddeye gelen geçenlere tanıdık tanımadıklara bir bir dikkat ediyordu .Canını sıkan olaylar karşısında kendisini güneşler doğmayan odalara hapsolmuş gibi hissediyordu uzak sahillerde boğulmuş bir beden gibi .Hayatın soğuk ilişkileri dedi kendisini yalnızlaştıran arkadaşları için dersi bir taraftan dinlerken bir taraftan da kara kalem resim çalışması yapıyordu sahil ve bir şemsiye belki kendisi gök altında uzanmış yer altında bir çiçek.Kendisine çok anlamlı gelen bu resmin devamı olan versiyonlarını da yapmayı tasarlıyordu evet bir ipek böceğinin akıbeti kadar kendisi ve kozası arasındaki ilişkilere ve en nihayet sona yaklaşan süreçte olan biteni sorgulamak med cezir gibi kah meşgul ediyordu zihnini kah hiç oralı değildi. Mutlulukların melodisi olarak görüyordu kan kedi ay ve gece kavramlarını bunu çizmek kağıda resmetmek istiyordu dikkatle bakan gözlerin bunu görmelerine yardımcı olarak işaretleri de bırakıyordu zaten ayrıca içinde bu anlamları taşıyan metal tarzı müzik sesleri içinde ruhunu keşfe çıkartıyordu .Hiç yorulmak bilmez usançsız duyguları ansızın patlayacak bir bomba gibi ya da düşen bir çığ dehşeti gibi yerinde duramaz haldeydi bu durum kendisini tabi ki yoruyordu ancak nasıl olduğunu bilemediği bir enerji ile hayatın ağırlaştırdığı tüm yokuşlarla mücadele etmeyi başarıyordu evet çok yorgunuzdur bu bitmez hayat denizinde diyordu bir yandan.Sıkıntılar ve sıkılmak kentlerin sıkıştırdığı insanın maalesef kaçınılmaz refleksleri olduğuna emindi Nükte , absürt ve sapkın yolları hiçbir zaman tercih etmeyecekti olabilecek sıkıntılardan kurtulma sevinçlerini hiç bir çalıntıya ihtiyaç duymadan başarabileceğine çok inanıyordu yüzünde belli belisiz beliriveren bu ince tebessümü kolay kolay kimse çözemese de kendisini muhakkak çok iyi anlayan birilerinin varlığına da kaniydi.El ele geçen kuşlar olarak tasarladı kurguladığı düşlerini hatta mavi suyun üzerine yazmış olduğu alt alta sıralanmış şiirsel çığlıkları görür gibiydi .Ah şu kent metropol yaşamlarının dayattığı soğuk sevgisiz metal kulelerden farksız korkular.Sahi demir yığınları arasında sevgi çiçeklerimizi ekebilir miyiz..? diye düşündü Nükte , sahte ay ışıklarına kanmadan yol almak istiyordu gece-de- bir kedinin gözüyle karşılaşmak o kan karanlığı gecede nasıl bir heyecan katıyor olmalı hatta konuşmak gördüğü görmediği her varlıkla .Konuşmak işi hissetmekle olur dedi karşındaki sevmiyorsa konuşmayı dinlemeyi de sevmez oysa ne güzeldir konuşmak kalpden diye düşündü his heyecan duygu ve hayat mesajları çıkarmak yeniden umutlar yeşertmek ne güzel olmalıydı bir akarsu sevimliliğinde sarılmak istiyordu hayata.Yüzünde acı bir çizgi belirdi Nükte'nin bu dayanılmaz bu elem keder acı dolu dünya boyutundan ne zaman çıkmak mümkün ? neden ooğum niçin ölüm gibi iddialı sorgulamaları yapmıyor değildi Ah keşke ihanetlerini yaşatmasaydı bize hayat oysa doğa ne kadar saygıyı hak ediyordu çünkü hayret ve hayranlık uyandıran sistemi ile insanda saygı uyandırıyor olmalıydı zaten. O kadar az ki sayıları dedi kendi kendine bu saygınlığı kavrayacak ve bunun gerçekci yaşam felsefesini yakalayacak insanlar .Kahredici duygusu değil mi ? unutulmalara alışmak.İnsanın bu saygınlığı kaybetmesi doğayla bütünleşmemesi içini acıtan temel duygu düşüncesini sürekli canlı tutuyordu Nükte.Doğa, nebatat cemadat bütün maddesi ile akıllı varlıklara meydan okurcasına her bir zerresi ne müthiş bir uyum içinde değil mi ? kendi kendine mi konuşuyordu Nükte ama hiç umurunda değildi duygularımızı makinalaştırmadan ruhumuzu metal yığını haline getirmeden hayatımıza devam edebilmeliyiz diyordu.Şehrin göğünün beyaz kuşları martılara bazen hiç dikkat etmeden geçiyordu bir gün nasıl da hüzünlüydüler akşam kuşlarını da fark etti gaga birliği etmişcesine kuşlar sus pus çınar ağacına tünemişler martılar iskeleye. Koyu bir hüzün geziniyor duruşlarında tıpkı insanlar gibi hangi bulut hangi rüzgarların içinden geçmiş yorulmuşlar kayıplar vermişlerdi kim bilir.Kuşlar kadar özgür uçabilmeyi hep arzu etmişdir ancak eli taşlı silahlı kanlı insan yine rahat bırakmayacaktır yok etmek için güzellikleri böylece doğanın dengesi ekseninden çıkmış oluyordu .Yaptığı resimlere önem ve özen gösteriyordu neden güneşi siyah çiziyordu ya da siyah zannediyorlardı insanlar .Güneş olmayınca yeryüzü hayatı nasıl da yavan ve kuruysa aysız gecenin de tadı böyledir dedi kan rengi gelincik tarlasına düşmüş hissetti birden ve gelinciğin bir kedi tüyü yumuşaklığındaki yaprakların sevimliliğini oldum olası hep şaşırtıcı bulmuştur.Şarkılara benziyordu kağıda döktüğü zihin yansımalarını mutluluklar hissediyordu çizdiği her resimden eğer bu eğlenceli gördüğü çizimlerden uzak tutarsa kendisini kabre konulmuş gibi hissedeceğinden emindi.İşte gece ve gece kadar güzel İstanbul ve ışığın ve şehrin ve ay aydınlığında İstanbul kıpırtısı bir kedinin sevilmeyi hak eden sevimliliği ve yakınlığı kadar kendisine tebessüm ettiğni görüyordu boğaz köprüsünün rengi maviden kırmızıya dönüştüğünde ..


02.01.2011/ ÇENGELKÖY

02 Kasım 2011 6-7 dakika 164 denemesi var.
Yorumlar