Ölüm Burgaçları

Duyguların kalbinden geçenleri benzer duygular ödüllendirebilir ancak ve aynı ruhun gizeminden dökülür satırlara.

Hüzünlü gözlerle resmini solur ciğerlerim ve çoğalır akşamlar. Az bulunur gurbet gibi eylüle vurgun mevsimlere köprüledim bakışlarımı, ötesi kadim bir hazan.

Döktükçe yapraklarını asi sonbahar ve susadıkça toprak çoktan koynuna girer ölürdüm bir çiçeğin.

Sevdalara nöbet tutan bir meczup gibi geceye durdu hayallerim. Belki uzak ihtimaller hükmünü yitirirdi, yıldızların saçlarına tutunabilseydim. Kavuşurdu akşamlar boğazıma duran kelimelerin dilinde.

Hayat yorgun kanatlarını sererken üzerime üşümüşlüğünü gölgeleyen acılar kadar güçlüydüm.
Kıyama duran dağ gibi omuzlardım hiç şikâyet etmeden, yüksünmeden acılara.

Adımlarım çeliktendi bazen, bazen de sabrıma düşen iyi niyetleri ezmeyecek kadar naif. Yollara koyulurdum ağır aksak. Şimdi, sabrı tevazu surlarında kuşanarak yürümeyi öğretti zaman.

Mevsim ayaza kesen hislerin deminde merhamet örttü üstümüze. Yüreğimi nadasa bırakıp kaybettim umutlarımı. Umutlar ki, karları delen çiçekler kadar taze. Elini tutuyor bir yalnızlığın ve kayboluyorum sessizlikte...

Öyle ıssız kalabalıklar avutmuyor göğsüme yaslanan yaralı serzenişleri. Sanırım ondan işledim maksatsız tüm cinnetlerimi. Korkulu bir fanus gibi seyrettim düşlerimi ve silinmiş izleri.

Koyu bir ağaç gölgesi hasrete el pençe divan durmuş asırlık çınar gövdesi hatıraları ağırlıyor kuytusunda.

Biriken onca kederin arasında kendime rastlıyorum tozlu bir sayfanın başucunda. Bestesi bilinmeyen bir şarkının içinden geçiyorum. Bir kemanın tellerinde ölüyorum durmadan.

Parmaklarımın tenhasında kırılıyor unutulmuşluğum. Tufana yenik düşüyor her defasında. Ne de uzun sürüyor insanın kendine yol alması. Kaç zamandır çıkmıyorum kalbimin sözünden.

Ölüm burgaçları öğütürken yaşanan zamanı, bir neyzenin neyinde soluyorum hayatı. Hayat cana düşen cemreleriyle mutlu sabahlara çağırıyor beni. Biliyorum ki kalbine yakın bir uzaklığım, tüm sözcükleri yitirdim, gölgeme yaslanan rüzgârın eteklerinde.

Vuslat bir o kadar yabancı. Heybeti sitem yüklü kayalara çarpıyorum, yankısı kayıp denizlerde yitik bir sal ve sonra sere serpe dökülen umutlarımı topluyorum tutunmak için yarınlara...
01.01.2019

Rasim Yılmaz

Yorumlar (1)
  • İlla ki tutunmak zorundayız o düşen ama kaldırmaya azmettiğimiz umutlara

    Güzel bir yazıydı

    Kutlarım kalemi👑