Sevgiyle Örtülen Sızı

Sevgiyle Örtülen Sızı





Bazen insan, en büyük yangınlarını bir damla suyla değil, koca bir sessizlikle söndürür. İçimizde mırıldandığımız o ilk heyecan, dudaklarımızın dar kapısından dışarı çıkmaya yeltendiği an sanki nefesini kaybeder. Kelimeler çoğu zaman eksiktir; çünkü hayat, süslü cümlelerin içine sığmayacak kadar gerçektir. Hakikat; sadece konuşmakta değil; bir dostun, bir yoldaşın ya da bir yârenin, yani tüm sevdiklerimizin varlığına duyulan o derin saygıda ve her gün yeniden verilen o sessiz vefada saklıdır.

İşte bu yüzden, kelimelerin bittiği yerde asıl sorumluluk başlar. Sessizlik; bazen bir bakışın bin cümleyi nasıl yuttuğunu görmek, insanın kendi iç sesini duyabilmek için dışarıdaki gürültüyü budamasıdır. Bu, bir bahçıvanın ellerinin kanaması pahasına, sevginin üzerine çöken o arsız ve yabani otları söküp atma eylemidir. İnsan, kendi içindeki o bencil gürültüyü birer kuru dal gibi budadıkça, ancak o zaman çevresindekilere nefes alabileceği temiz bir alan açabilir.

Eğer bir insanın yüreğine dokunmak istiyorsanız; aradaki o ince çizgiyi, yani sevgi ve saygıyı bozmadan, tüm fazlalıkları ayıklayıp o emeğe tertemiz bir yer açmalısınız. Bu sevgi; bir ağacın gölgesinde, bir yoldaşın sessizliğinde ya da bir evladın kokusunda saklı olan o geniş coğrafyadır. Sevgi, sadece güzel anları paylaşmak değildir; hayatı bir bütün olarak kucaklama ve o bağa her koşulda emek verme meselesidir. Hayatın yorgun ve bazen en acımasız anında, o yükü hiçbir şey sormadan sevdiklerimizin yanında dimdik durarak omuzlamaktır. Bu bir görev değil; insanın insana, hayata ve her canlıya duyduğu o en yüce vefa borcudur. Biz uçup giden sözlerin değil; o bağı canlı tutmak için harcanan zamanı, köklendikçe devleşen o sessiz sadakatle taşımak istiyoruz. İşte bu sabırla ilmek ilmek dokunan her bağ, nihayetinde sevgiyle örtülen bir sızıya dönüşür.

Bu paylaşım, en masum haliyle yürür. Vefa; tüm savunmasızlığınla "ben buradayım" diyebilmek ve o en dar günün karanlığında, sevdiklerinin zorluğunu bir nefes gibi paylaşarak yanında sarsılmadan durabilmektir. Dile dökülmeyen her mana, havaya karışan her sözden daha dürüst, daha lekesizdir. Söz kirlenir; ama o dilsiz anın içine sızan o sıcak kıvılcım, insanları birbirine bağlayan tek sahici sığınaktır.

Neticede anlarız ki; sevgi ve dostluk süslü itiraflarda değil, bir omuzun diğerine yaslanışındaki o derin kabullenişte gizlidir. Kelimelerin sığ kıyılarında dizlerini kanatmak yerine, kendini o güven dolu sessizliğe korkusuzca bırakanlar, ancak o zaman birbirinin kalbindeki o dürüst sesi duyabilirler. Bir ömre yayılan bu büyük emek ve dar günde gösterilen o sarsılmaz vefa, hayatın insana verebileceği en görkemli ödüldür.

Çünkü gerçek bir bağ, kelimelerin bittiği yerden birbirine kan sızdırmak değil; aynı sızıyı vefanın şefkatiyle sarmak ve sevgiyle örtülen o sızıyı birlikte iyileştirmektir.
Gülşen Polat

20 Nisan 2026 2-3 dakika 39 denemesi var.
Yorumlar