Şeytan ve Zebani Gülüşleri Var Yaşamın Kulaklarında

Çaresizlik vardı yüreğinde.


Hiç bu kadar solgun bakmamıştı oysa yaşama. Kristalimsi görüntüsünü yitirmiş maden ocaklarında çalışan bir işçi gibi yüzü kapkara, ansızın ölümün gelip onu bulacağı bir telaş içerisinde.

Yüzündeki esmer çocuksu gülüş yok olmuştu artık. Oyuncağını kaybetmiş bir çocuk gibi ağlar olmuştu.

Yüreği taş kesilmiş ve kırılmıştı.

Bir parçası yoktu artık, kopuktu ondan ve hep bir eksiklik yaşayıp nar ekşisi bir tat vermişti etrafına. Yavaş yavaş kansere yakalanan bir insan gibi eriyordu.

Gözlerindeki güneşi kaybetmiş ve yerine görevini bitirmiş soluk yıldız gibi cılız bir ışık bırakmıştı.

Çocuk gülüşleri artık duymuyordu, duyduğu tek şey ağıtlar, çocukların susan sesleri ve ağlamalardı.

Çocuklar gülüşleri ile sabahı karşılar güneş ile yüzlerini yıkarlardı. Umut ekerlerdi toprağa ve yürekleri ile sulardı, büyütürlerdi. Ama birileri gelip umudu topraktan çıkarıp parçaladılar ve çocuk gülüşlerini toprağa gömdüler.

Kadın sesi duyuluyordu çığlıklar arasında kaybolan ve adı bile yasak olan bir dilin kadınları.

Kadın kutsaldı, topraktı, umuttu yaşamdı.

Önce kutsallığını aldılar elinden, sonra topraklığını, sonra umudunu ve daha sonra yaşamını alıp kadını betonlaştırdılar.

Kadını kutsallıktan çıkarıp sakız ettiler çiğnediler ve adını değiştirdiler.

Yasakladılar duygularını, düşüncelerini yasakladılar dilini, kültürlerini ve yasakladılar adlarını.

Doğasını parçaladılar, kalbini ikiye ayırıp ayrılık yaşattılar.

Göksü cennetti göğsüne kurşun sıkıp kanattılar cehennemi yaşattılar. Artık çocuk gülüşleri yerine şeytan ve zebani gülüşleri var kulaklarında yaşamın...

30 Mart 2015 1-2 dakika 10 denemesi var.
Yorumlar