Soğan adam
Remzi'nin oğlu küçükken seslerden korkmazdı, seslerle uyurdu. Boruların homurtusu, üst kattaki kadının topuklu ayakkabısı, sabahın körü ezan, bunlar ona ninni gibiydi, yorganın altında gözlerini kapatır, seslerin içinde sürüklenirdi uykuya.
Büyüdükçe bir şey oldu. Sesler değişmedi. O değişti.
On sekizinde fabrikaya girdi, tezgâhın başına geçti, makinenin gürültüsü içinde sekiz saat geçirdi her gün. Akşam eve dönerken kulaklarında o gürültü devam ederdi, durmadan, ta ki uyuyana kadar. Bir süre sonra uyku da gelmez oldu.
Doktora gitti. Doktor baktı, bir şey göremedi. Kulak sağlam, dedi, dışarıdan bir sorun yok. Adam eve döndü, yastığa başını koydu, makine sesi hâlâ oradaydı, kafasının içinde, kemiğin içinde bir yerde, çıkmak bilmiyordu.
O yıl annesi öldü.
Cenazeden dönerken çarşıdan geçti, ne aldığını bilmiyordu, elinde bir şeyler vardı. Eve girince baktı soğan. Bir kilo soğan almış, haberi yoktu. Masaya koydu, baktı. Soğan baktı.
O gece makine sesi kesildi.
Neden kesildiğini sormadı kendine. Bazı şeylerin sebebi olmaz, olursa da sorulmaz. Soğanı kaldırmadı masadan, orada bıraktı. Bir gün, iki gün, bir hafta. Soğan büyümeye başladı, yeşil filizler çıktı tepesinden, ince ince büyümeye başladı.
Komşu kadın gördü bir gün. Ne bu, dedi, neden saksıya dikmiyorsun. Adam düşündü. Çünkü, dedi sonunda, saksıda başka türlü büyür.
Kadın anlamadı. Adam da tam anlamamıştı, ama doğruydu.
Soğan büyüdü. Makine sesi bir daha gelmedi.
Turgay Kurtuluş
