Tanrı Fikri 9

Birinci önerme; "mülkün (kamusal kaynakların) sahibi El 'dir.

İkinci önerme;"mülkün sahibi mülkünü dilediğine verir".

ikinci önerme içinde kamusal alan etkili kamusal haklarla kurulmuş olan iki tane tuzak vardı. İlk tuzak mülkün sahibi sözüydü. Sahiplik henüz düşünce işe karışmadan kendilik deneyimlere dek olgusal bir alan etkisidir.

Kolektif olgularla yaşanan kolektif akışlı olayın düşüncesi sonradan edinilir. Edinilen bü düşüncede bu düşünceye uygun yargılar çıkarılır. Meşruiyet gibi, hak gibi, El sahipliği gibi. Burada önemli olan herkese göre özgecil kolektif düşünce mi? Seçilmişlere göre bencil özelleştirir köleci düşünceme mi?

Mülkün sahibi sözünün anlam açılımında görülecekti ki tıpkı Nuh da olduğu gibi. Tıpkı İbrahim de olduğu gibi. Tıpkı Musa 'da olduğu gibi mülkün sahibi kendi mülkünü; "mülkün sahibi sözünü" ilk kez tedavüle çıkaran kişiye verecekti.

Öyle ya bu fikri İbrahim düşünecek. Bu hileci planı aklında aklına evirecek. Mücadele sonunda mülkün sahibi de mülkü Elizer 'e verecek değil ya!

Zaten mülkün sahibi söylemindeki gizli tescil, tuzakçı kişinin aklında olan amaç hileyi ifade ediyordu.

Kişinin kendi aklında olan ise, savı ortaya koyan kişinin kolektif kaynakları veya kolektif yapabilirlik kapasitesini ele geçirme isteği olan düşünceydi. İş yapmadan rahat yaşamı ve hükmetmeyi savlıyordu.

Nasıl iş yapmayacaktınız? Mülk sahibi olarak yani iş yapma olanaklarını ele geçirerek iş yapmayıp iş yaptıracaktınız. Nasıl hükmedecektiniz? İş yapma olanağından (mülkten) yoksun kıldığınız insanların muhtaçlıklarını kontrol ederekten hükmedecektiniz. Hep muhtaçlığı söyleyip vaat edecektiniz.

Kurnaz kişi kendi zihin mesaisi konuyu "mülkün sahibi El" sözü içine kodlamıştı. Kurnaz kişinin gizlediği tasarı olan kendi “kişisi tescil” kurnazlığını bu söz içinde dile getiriyordu.

Kamunun olan kamusal kaynaklar şakacıktan, mahsusçuktan gibi algılarla El 'in olduktan sonra İbrahim ’indi. Kamusal kaynaklar “transfer emeklerin ve karşılıklı emeklerin farklı kullanım ve tüketim paydaşlığı olmakla MEŞRUİYETTİ”.

Yani kamusal kaynakların paydaşlı tüketimi, nasıl somut ve nesnel dayanaklar ile bir meşruiyet ise; El 'in sahipliği de mülkünü veren El olarak, El 'in irade ve soyut sahiplik meşruiyet ligiydi.

Hem de El 'in meşruiyet liği ve El 'in mülk sahibi oluşu; kolektif alan gibi gibi somut ve nesnel değildi. Şimdi kolektif alan gibi El 'in "mülk sahiplik alanı" vardı. İşte bu alan Yaratan Tanrınında mülk sahipliği alanı olacaktı.

Yaratan bir tanrı fikri tazammunu pek ala olası ve doğru olur. Bu tazammun start, sadece "daima hiç te öyle olmayan yaklaşık bir bilgi olaraktan Tanrısal bir fikri anlamaya gidiş olacaktır".

Bizim anlama ve Tanrı tanımlamamız asla Tanrının kendisi olmayacaktır. Çünkü hiç bir zeka Tanrıyı duyma, hissetme etki algısını oluşmanın özne gerçekliği dışında Tanrıyı kavrayamaz. İnsansal kavramlarla Tanrı ifade edilemez.

Nasıl ki bizler iç içe; bir, iki, üç, dört boyutlu bir evren içindeyiz. Ve birinci ve ikinci boyuttakiler üçüncü dördüncü boyutu asla bilip anlayamazlar.

İkinci boyuttakiler de bizim üçüncü boyutta deneyimlediğimiz bir odayı (hacmi) asla deneyimleyemezler.

Ve iki boyut içinde bir üçüncü boyut varlığını gerçek anlam ilişkisi oluşamayacak şekilde garip biçimle ve iki boyutlu görürler. iki boyutun varlıkları, hiçbir zaman asla bir iç yapıyı bilemeyeceklerdir.

Üç boyut içinde olan bizler dördüncü ve üst boyutları tam anlayıp deneyimlemez isek bize göre farklı bir boyut olan; ama Tanrıya göre boyut olmayan bir evrenin gerçekliğidir Tanrı.

Yani bizler de deneyimleme ve deneyimle yememenin varlıksal algımız olan boyutlar; Tanrı sal evrende boyutsuzluktur. Her boyut bir ve birçok alandır. Varlıklar ve biz boyutlarla, sınırlarla biçimlenip etkileşiriz.

Boyutsuzluk etkileşme değil her boyutla etkinin kendisidir. Algı ve hissimiz de zaten budur. Bir alanı toplumsal boyut içinde kolektif alan yaparsınız. Ama alan kolektif değildir.

İşte kendi boyutunuz içinde boyutun izin verdiği sınırlar çerçevesinde Tanrı’yı hissedersiniz.

Ama bu his Tanrıdandır lakin Tanrı değildir. Unutmayın Tanrı etkileşme değil, boyutlarda boyutlar hareketliliği ile deneyimce hissedilen etkidir. Kısaca etkileşim karşılıklıdır, Tanrı etkilenmez.

Sınırlarla etkileşimli olan bizler Tanrı'yı ancak boyutla anlarız ki o da Tanrı'nın gerçekliği değil Tanrı'nın hakikiliğidir. Hakiki gerçek olmayıp gerçeğine yakın olan yaklaşık bilgidir. Yaprak gerçektir. Yaprak düşüncesi hakikidir.

Ama sonsuz evren varlığı ve evrensel kaynakların sonsuzluğu içinde yaratıcı Tanrı 'nın evrende toplu iğne ucu kadar olmayacak bir dünyaya bağıra bağıra “mülkün sahibiyim” demesi olacak iş değildi.

Alan etkileşimi ortamı dalgalandırıp şekillerdi. Ortamın şekillenmesine özgecil kolektif düşünce etkileşimi de katılmakla ortam özne-nesnel olarak kolektif biçimlenir.

Ortamın kolektif Alan etkileşimine bencilce özelleştirilmiş mülk düşüncesi de katılınca (modüle edilince) ortam; bugünkü içinde olduğumuz kapitalist köleci düşünce ve köleci ahlakla doğru biçim alacaktı.

Tanrı, boyutlar dahiliyesi zeka deneyimleriyle sınırlı olan bir içerme, bir güvence ve bir fizik, bir alan, bir boyut sal gerektirme olaraktan yerine getirmedir (taahhüttür).

29 Mart 2026 4-5 dakika 1141 denemesi var.
Yorumlar