Umut

Hayat bir defa ele gecer ki kus kadar hafif saniyeler kadarda kısadır. Sendeki saklı kalmış seni ortaya çıkardığı için sevebileceğin birini bulabiliyorsan, bulmalısın. Ancak bir yerlerde onu bulmayı umuryorsan yanlışın var. Çünkü ummak karşıdan karşıya geçmek için nehrin durmasını beklemeye benziyor. Sen bekliyorsun ancak nehir hiçbir zaman durmuyor. Ve hayatında gülerek başladığın bu bekleyiş gözyaşlarıyla son buluyor. Bu bekleyiş ve son buluş okadar hızlı gerçekleşiyor ki geriye dönüp bakacak zamanın dahi olmuyor. Oysa ki ne hayaller ile başlamıştın bu umuda;

Dışarıda yağmur yağıyordu. Islanıyordun. Koynuna hasret alıp uyumaktan nefret ediyordun ki bu yüzden birbirinizden habersiz olduğunuz halde bir gün ansızın gelecek diye bekliyor, umuyor, geziyordun.. Köşe başını döndüğünü bir kezde olsa görebilseydin keşke. Ne güzel olacaktı; birlikte bir sevda maratonuna çıkacaktınız ki kimse sizinle yarışamayacaktı. Çünkü siz bu maratonun en güçlü iki koşucusu olacaktınız. Zamana birlikte meydan okuyacaktınız. Günler, aylar hatta yıllar gececekti, yıpranacaktınız ancak antik çağdan kalan bir kale gibi ayakta duracaktınız. Yıkılmayacaktınız. Birlikteydiniz çünkü. Işığın olmadığı yerde karanlık olacaktı adınız, Sıcağın olmadığı yerde soğuk... Hani bir dünya hayalin vardı onunla, birinizin artı diğerinizi eksi kutup olduğunu bir dünya böyle düşünüyordun çünkü zıt kutuplar birbirini çeker diye öğrenmiştin lisedeyken fen dersinde. Bu umutla yaşıyordun, bu sayede ayrılmayacak ve birbirinize sımsıkı tutunacaktınız. Dışrıda yağan yağmurla birlikte aklındakilerde akıp toprağa karışıyordu ama Sen hala bekliyordun... İçinde hala bir umut, umuyordun çünkü yağmur yağıyordu.. Biliyordun onunda yağmuru sevdiğini, emin değildin fakat yağmuru kim sevmezdi ki... İnadına ve umuduna isyan durmasını beklediğin nehri hızlandırırcasına yağan yağmurda, içinde bulunduğun bu ıssız semtin sokaklarında ilerlemeye devam ederken bir titreme çöküyordu içine... Silkelenip kendine geliyor, etrafına kısa bir süre bakındıktan sonra yine bir umudun peşinde sürüklendiğini anlıyordun. Her defasında böyle oluyordu bu bekleyişin ve arayışın sonu, umuttu biliyordun ancak "değer" deyip geçiyordun. Çünkü çok sevdiğin yağmurun altında yine saatlerce yürümüş ve yalnız kalmamış oluyordun. Hayalindeki hayal arkadaşındı belki yürüdüğün ama yine yalnız, yine ikiniz yine tektiniz bu sokaklarda. Sonunda her zaman olduğu gibi tamamlamıştın bu maratonu da ve her zaman olduğu gibi bu maratonun sonunda da uğradığın aynı sabahçı kahvesindeydin. Demi umutlarınla süzülmüş bir bardak taze çay, dalıp giderken kahvecinin sesiyle irkiliyordun.. "ıslanmışsın, sobanın başına geç istersen"...

Bir yanardağın içinde kalsan ısınır mıydın bilmiyordun ancak bir başka yağmurda, bir başka gecede, bir başka umutla yine başlayacağın bu maraton, burada, bu noktada ve elinde tuttuğun bu bardakta yine aynı şekilde son bulacak.

24 Temmuz 2008 2-3 dakika 29 denemesi var.
Beğenenler (2)
Yorumlar