Varoşlarda Kış
Bu yazı, 18.05.2014 tarihinde günün seçkisi olarak öne çıkarılmıştır.
Eskiden öylemiydi yaa.. Her mevsim bir başka güzel yaşanırdı. İzmir'in kenar mahallelerinde. Dört mevsim hayatımıza girer çıkardı aslından hiç birisinin bir birinden fark yoktu. Ama her yeni yılda teker teker beklerdik o mevsimleri gelsin diye... Dört mevsim dedim ya ben en ızdıraplısından başlayayım ki? Yaşamın o zamanlar ne kadar zor ve çetin şartlar içinde geçtiğini neden hala aklımdan silinmediğini belki daha iyi anlarsınız. .
Kış olur yağmur yağar ve su basardı evleri değişmez kaderiydi sanki. Alt yapısı unutulan, yolları unutulan aslına bakarsanız insanları unutulan !.. Varoşlar akıllarına yalnızca 5 yılda bir gelen Mepus seçimlerinde olurdu. Alt yapısı dedim yaa, kış olduğunda kendinden söz ettiren tek mevsim olurdu.
Soğuğu başka bir dert yağmuru bir başka dertti. Hele İzmir'e yağmur yağmaya başladığında dinmek bilmezdi sanki Gök yırtılmış bütün gözyaşlarını boşaltıyordu. Günler bazen haftalarca devam ederdi, hakkını yemeyelim arada bir güneş çıktığı da olurdu ama arkasından daha da şiddetlenirdi geceleyin. İşte o zaman elden bir şeyde gelmezdi. Yaşlısı, genci lastik çizmeleri giyer üzerimize yamalı paltoyu atar fırlardık dışarıya, kiminin elinde sapı kırık kazma, kiminin elinde beli bükülmüş babadan kalma kürek, bele kadar girerdik selin içinde ki suya.
İlk önümüze gelen komşu kapısından başlardık. Kimin evi varsa teker teker kapısını çalar sorardık, bir şey var mı diye..Mahallenin çoğu evlerine Fakirlik gibi sel'de uğrardı çünkü unutulan varoşların alt yapısı olmazdı. Köşe başlarına konulan mahalle çeşmelerine dostluğun soluklandığı sıradan tek katlı evler yarenlik ederdi .. Varları yokları o Sıcak elek gibi duvarlardı. Sel basmaya başladı mı muhakkak su girerdi ama çatıdan ama kapıdan. Durmak kimin haddine hele yorulmak mı aklımızın ucuna bile gelmezdi sabah ezanına kadar..
Mutluluğun gözlerde görüldüğü an'lar mahalle kahvesinde ki ocakçı Bayramın çaylarını yudumladığımız da görünürdü. Ne güzel günlerdi o günler. Tokun, açın halinden anladığı, Gaz ocaklar da pişirilen eti az patatesi bol, bir tabak yemeği paylaşırken sofrasında yemeği olmayan Naci'ye teyzeyle lezzeti daha güzel oluyordu.
Ne duasız otururduk sofraya ne de duasız kalkardık şimdilerde öylemi ya...