Vücudumda Senin Kokun Kaldı
Sabah uyandığımda ilk fark ettiğim şey kokundu. Seninkisi. Yastıkta, çarşafta, saçlarımda. Her yerde sen vardın. Ama sen yoktun.
Kalktım yataktan. Aynadaki yüzüme baktım. Gözlerimde başka bir parlaklık vardı. Dudaklarımda başka bir kırmızılık. Bedenimde başka bir ağırlık. Dün gecenin izleri her yerimde duruyordu. Görünmez ama hissedilir. Kimse göremezdi. Ama ben biliyordum. Her hücrem biliyordu.
Aşk diyorlar buna. Ben bilmiyorum. Belki aşk. Belki başka bir şey. Ama ne olursa olsun, dün gece bir şey değişti içimde. Bir kapı açıldı. Ya da bir duvar yıkıldı. Artık aynı insan değilim. Öncesi ve sonrası var artık. Sensiz olan ve seninle olan.
Kahve yaptım. Mutfakta durdum. Pencereden dışarı baktım. Şehir uyanıyordu. İnsanlar koşuyordu. Arabalar geçiyordu. Hayat devam ediyordu. Ama benim için durmuştu zaman. Hala o odadaydım. Hala senin nefesini duyuyordum boynumda. Hala parmaklarını hissediyordum tenimde.
İnsanlar konuşuyor bedenin dilinden. Ama gerçekten biliyor muyuz? Gerçekten anlıyor muyuz? Beden konuşuyor evet. Ama öyle sessiz konuşuyor ki, çoğu zaman duyamıyoruz. Ancak dokunulduğunda konuşuyor. Ancak sevildiğinde açılıyor. Ancak istediğinde uyanıyor.
Dün gece benim bedenim konuştu. Seninkisiyle konuştu. Sözcükler kullanmadan. Cümleler kurmadan. Sadece dokunarak. Sadece hissederek. Ve o konuşma her konuşmadan daha derin, her sözcükten daha anlamlıydı.
Ellerinle başladı her şey. Önce saçlarıma dokundun. Öyle yavaş, öyle nazik. Sanki kırılacakmışım gibi. Sonra yüzüme. Parmaklarının uçlarıyla çizdin hatlarımı. Alnımdan başladın. Kaşlarıma geçtin. Gözlerime. Yanaklarıma. Dudaklarıma. Her dokunuş bir keşifti. Her an bir ilkti.
Garip bir şey oldu o anda. Yıllardır bildiğim vücudumu yeniden keşfettim. Senin dokunuşunla başka bir şey oldu ten. Başka bir anlam kazandı. Önceden sadece bir örtüydü. İçimi saran bir kabuktu. Ama senin ellerinle hayat buldu. Uyanıklaştı. Konuşmaya başladı.
Boynuma öptüğünde titredi her şey. İçimde bir şey çözüldü. Yıllardır taşıdığım bir gerginlik, bir sertlik, bir koruma vardı. O gece eridi. Senin dudaklarının sıcaklığıyla eridi. Senin nefesinin ritmiyle çözüldü.
Omuzlarımdan aşağı indi ellerin. Kollarımı okşadı. Bileklerime geldi. Parmaklarımı tek tek tuttu. Avuçlarıma baktı. Çizgilerimi inceledi. "Hayat çizgin çok derin" dedin. Güldüm. "Sensin hayat çizgim" dedim. Klişe miydi? Belki. Ama o an öyleydi işte. Klişeler bazen en doğru şeylerdir.
Sonra sustuk. Uzun bir sessizlik oldu. Ama rahatsız edici değildi. Konuşmaya gerek yoktu. Bedenlerimiz konuşuyordu zaten. Senin sıcaklığın benim sıcaklığıma karışıyordu. Neresi bitiyordu, neresi başlıyordu bilemedim.
Sırtımı okşadın. Öyle yavaş ki neredeyse hissetmiyordum. Ama hissediyordum. Tüylerim diken dikendi. Derimin altında bir elektrik akıyordu. Omurgamdan aşağı iniyordu ellerin. Her omur ayrı bir nota gibiydi. Ve sen bir müzik çalıyordun üzerimde.
Belim. En hassas yerim. Bunu nereden bildin? Sormadım. Çünkü biliyordun işte. Beden bedeni tanıyor. Ruh ruhu buluyor. Ellerin belimde durdu. Parmak uçlarınla çizdin o çukuru. O küçük çukuru. Ve ben eriyordum. Yavaş yavaş eriyordum.
Sonra döndüm sana. Yüzüne baktım. Gözlerine. O gözler. Nasıl anlatmalı o gözleri? Kahverengi. Ama sıradan kahverengi değil. İçinde altın parçaları var. İçinde güneş var. İçinde sıcaklık var. Baktığında içine çekiyor. Boğuluyor insan. Ama güzel bir boğulma bu. İsteyerek boğuluyor.
Kirpiklerin. Uzun. Kıvrık. Her kırpışında bir şey oluyor içimde. Sanki kanat çırpıyor bir kuş. Sanki uçuyor bir şey. Gözlerini kapattığında o kirpikler yüzüne gölge düşürüyor. O gölgede kaybolmak istiyorum. O karanlıkta eriyip gitmek istiyorum.
Dudakların. Nasıl bir mucize bu? İki dudak. Sadece iki parça et. Ama içinde ne var? Tüm dünya var. Tüm evren var. Öptüğünde unutuyorum her şeyi. Kim olduğumu unutuyorum. Nerede olduğumu unutuyorum. Sadece o an kalıyor. Sadece o öpücük kalıyor.
Sonrası bulanık. Nasıl olduğunu hatırlamıyorum. Ama oldu işte. İki beden birleşti. İki ruh kaynaştı. Sınırlar silindi. Sen ben olmaktan çıktık. Biz olduk. Tek bir varlık olduk.
Ritim. Her şey ritimdi. Nefeslerimiz aynı ritimde. Kalplerimiz aynı ritimde. Hareketlerimiz aynı ritimde. Sanki bir dans ediyorduk. Sanki bir müzik çalıyorduk. Ama müzik dışarıdan gelmiyordu. İçimizden geliyordu. Bedenlerimizden geliyordu.
Ter. Tenim terle kaplandı. Senin terin mi benim terim mi bilemedim. Karıştı. Birleşti. Tuzlu. Sıcak. Canlı. Hayatın kendisi bu. Ter hayattır. Çaba hayattır. İstek hayattır.
Sonra geldi o an. O doruk an. Nasıl anlatmalı? Kelimeler yetersiz. Dil kifayetsiz. Ama denemeliyim. Çünkü unutmak istemiyorum. Hiç unutmak istemiyorum.
Bir dalga geldi. İçimden dışıma doğru. Ya da dışımdan içime doğru. Bilmiyorum. Ama geldi işte. Kocaman bir dalga. Her şeyi silip süpürdü. Her düşünceyi. Her kaygıyı. Her korkuyu. Sadece his kaldı. Sadece o an kaldı. Sadece biz kaldık.
Bağırdım mı? Bilmiyorum. Belki. Ağladım mı? Belki. Güldüm mü? Belki. Hepsini yaptım belki. Ya da hiçbirini. Önemli değil. Çünkü o an kelimeler gereksizdi. Sesler gereksizdi. Sadece hissetmek yetiyordu.
Sonra yattık. Yan yana. Nefes nefese. Terli. Yorgun. Mutlu. Elini tuttum. Parmaklarını parmaklarıma geçirdim. Başını omzuma yasladın. Saçların yüzüme düştü. Kokunu çektim içime. O kokuyu. Senin kokunu. Ter kokusu. Şampuan kokusu. Parfüm kokusu. Hepsi karışık. Hepsi güzel.
Sustuk uzun süre. Konuşmaya gerek yoktu. Söylenecek bir şey yoktu. Ya da her şey söylenmişti zaten. Bedenlerimiz konuşmuştu. Ruhlarımız anlaşmıştı. Kelimeye ne gerek vardı?
Ama sonra konuştun. "Kalıyor musun?" dedin. Baktım sana. Gülümsedim. "Kalıyorum" dedim. Ve öyle kaldım. O gece. O sabah. O gün. Hala kalıyorum.
Şimdi buradayım. Mutfakta. Kahvemi içiyorum. Sen uyuyorsun oda. Görmüyorum ama biliyorum. Nefesini duyuyorum. Varlığını hissediyorum. Kokunla sarmalanmış durumda her yerim.
Bir şey değişti dün gece. Ne olduğunu tam bilmiyorum. Ama hissediyorum. İçimde bir şey açıldı. Bir şey uyanıklaştı. Yıllardır uyuyan bir şey hayat buldu.
Belki aşk bu. Belki sevda bu. Belki başka bir şey. Ama ne olursa olsun, güzel bir şey bu. Gerçek bir şey bu. İnsan bunu yaşamalı. En az bir kere yaşamalı. Çünkü yaşamadan insan tam insan olamıyor. Eksik kalıyor bir yerleri.
Dün gece ben tamamlandım. Seninle tamamlandım. Artık eksiğim yok. Artık tam bir insanım.
Turgay Kurtuluş

