Yenikapı 23.15

Taksici adını söylemedi, sormadım da. Bazı adamlarla öyle olur, tanışmak gerekmez, yol yeter.


Radyo açıktı. Haber sesi, yağmur sesi, sileceklerin ritmi. Boğaz köprüsünde trafik varmış, muhabir heyecanla anlatıyordu sanki yeni bir şeymiş. Adam direksiyonu sıktı, bir şey demedi. Ben de demedim.


Yenikapı'da indim. Rüzgar deniz tarafından geliyordu, tuz kokusu, mazot kokusu, ıslak beton kokusu. Bunların hepsi aynı anda, aynı nefeste.


Cebimden telefonu çıkardım. Ekran yandı, söndü. Yaktım, söndürdüm.


İstasyon merdivenlerinin başında durdum, sigara yaktım. Bir tane daha yaktım ondan. Marmaray içeriden uğulduyor, bekliyordu, her zaman bekliyordu, ben binmesem de gidecekti.


Bir adam geçti yanımdan, sırtında koca bir çanta, yorgun bir yürüyüş. Baktı bana, ben baktım ona. İkimiz de bir şey demedik. İkimiz de biliyorduk zaten.


Telefonu çıkardım yeniden. O ismin üzerinde parmağım durdu. Bastım.


Meşgul tonu.


Güldüm. Neden güldüğümü bilmiyorum, ama güldüm. Sigara dumanı rüzgarda dağıldı, ben de bir süre öyle durdum, dağılır gibi.


Sonra indim. Marmaray bekliyordu. Ben de bindim.


Karşı koltukta bir kadın uyumuş, başı cama yaslanmış. Tunnelin içinde yüzü karanlıkta kaldı, camda yalnız kendi aksim vardı.


Baktım. Uzun süre baktım.


Tünel bitince ışık girdi, kadın uyandı, ben başımı çevirdim. Pencereden dışarısı yoktu, yeraltındaydık, duvarlar geçiyordu hızla, gri, gri, gri.


Aklımdan geçti: belki aramıştır. Telefona baktım. Aramamış.


Tabii ki aramamış.


Bunu biliyordum zaten, ama telefona bakmak başka bir şeydi, bilmek başka. İnsan bazen bildiği şeyi bir de görmek ister, acısı tam olsun diye.


Üsküdar'da indim. Nedeni yoktu, sadece indim. İstasyon boştu, florasan ışıklar vızıldıyordu, birinin ayak sesi uzaklaşıyordu koridorda.


Dışarı çıktım. Yağmur dinmişti ama kaldırımlar hâlâ ıslaktı, lambaların ışığı suda titriyordu. Bir çay ocağı açıktı karşıda, içeride iki adam oturmuş, önlerinde bardaklar, konuşmuyorlardı.


Girdim. Oturdum. Çay istedim.


Adam getirdi, bir şey demedi. Ben de demedim.


Bardağı tuttu ellerim. Sıcaktı. Uzun süre öyle oturdum, bardağı tutarak, dışarıdaki ıslak kaldırıma bakarak.


Bir şey beklediğimi sanmıyordum artık. Ama elimdeki bardak soğuyana kadar kalktım.


Geceye karıştım.


Turgay Kurtuluş 

13 Mayıs 2026 2-3 dakika 112 denemesi var.
Yorumlar