Yetke Ya Da Otorite 3

Yani öznelci otorite ile nesnelci otorite birlikte idiler. Halk, giderekten toplumsal yasayı anlayamaz olmaktan, bilmezleşerek koptukça; otoritenin öznelci gücü, nesnelci gücüne göre daha baskıncı ve daha egemen yaptırımlı oldu. Ve halkın inançsal öznelci otoriteye olan, tutumsal destekleri nedeniyle de, öznel otorite, nesnel otoriter güce karşın halkı, daha da kontrol ederek, totaliter oldular.

Yani otoritenin öznelci eğilimleşen yaptırım gücüne; günümüzden 250 sene öncesine değin, hem halk güçlerinin, hem toplum güçlerinin, desteği vardı. Oysa nesnelci soyut anlama, sadece toplum gücün desteği ile bilinir oluyordu. Bu nedenle egemenleşen öznel anlamalı inanççı otoriteler, değişmenin birikmesine ve uygulanmasına engel olaraktan, kendi tabu anlayışlı egemenliklerini ilan etti. Teokratik toplum yapıları ortaya çıktı. Başlangıcında, sosyal birlik otoritesi değişme anlayışı içinde yapılaşıp uygulanıyordu. Toplumun nesnel olanı biriktirime yapma gücü, nesnelliğini otoritenin içinde hızla biriktirir oldu.

İşte toplumların özdeğe ilişkin anlamalarını biriktirmelerindeki çelişmelerin dikkat çekiciliği, nesnel güçle, öznel güç alanlarını ayırmaya başlamalarına neden oldu. Nesnelci biriktirmelerinin, öznelci birikmişlere göre kendisini seçimleştirir olan yoğunlaştırması vardı. Bu neden ile oluşan gelişmelere karşı, öznelci otoritenin şiddetli ve fireni (fren yapar) bir dirençleşmesi de giderek, otorite içindeki yeni nesnelci zenginleştirilmeler yapılır olmasının, önünü tıkaçlamaya dönüştü. Bu fitnatçı (zihin açıklığı) fark ediliş, sosyal ve toplumsal olanların farklılığı bilincini, gün yüzüne çıkardı.

Şimdiden sonra verilecek olan mücadele, bu tıkaçlanmanın önünün açılması olacaktı. Yaklaşık 3000 sene süren bu dönem M.S 1789 devrimi ile aşılacaktı. Her yerde bir türden olmayan bu gelişmeler, toplumların hayatında; toplumların kendi özellikleri ve öznellikleri içinde; kâh bir parlamanın, kâh bir sönümleşmenin belirmesi oluyordu. Sonuçta toplumlar ağır aksak da olsalar, bu gibi tikelci hızlı oluşmalarıyla Dünya'yı da değiştirerek, toplumlar ileri doğru biriktirmeleriyle akıp gidiyordular.

Bu teokratik akış içinde otoriteye karşı talep koyabilmenin yavaş yavaş; tırnak tırnak, kazıması ile demokrasi dediğimiz biriktirmelerine başladılar. Demokrasinin süreçle olgunlaşması Fitnatçığı (zihin açıklığı) aşağıda belirtilen birkaç cümle ile biraz anlaşılır olabilecektir:

1- Merkezi otorite içinde, öznelci olan dinsel otoritenin, toplumsal otoriteden çıkarılması (laiklik) demokrasiye gidecek yolu açmıştır. 2-Toplumun otoritesi içinde çıkarılan dinsel otoritenin, ait olduğu halkçı alan içine tevdi edilmesi, demokrasiye gidecek yol tıkacını eğimleştirmiştir. 3- Dinsel otorite, toplumdan ayrıldıktan sonra, halkın ve toplumun nesnelci otoritesi ile talepleşmesi de, demokrasi yolunu açmıştır. 4- Toplumun nesnel otoritesinin, halk eli (aklı) ile de organize edilir (seçilir) olması, toplumsal sözleşmede ki demokrasi fikrinin kavranmasını, akıl açıklığı etmiştir. 5- Toplumsal nesnel otoritenin çoğu uygulamalarındaki aksamalarına değin çözümlerin, insanlar (yönetilenler) eliyle de düzenlenip, otorite merkezine düzenlenmiş şekliyle, tekrardan konması egemenliği, demokrasi fikrini iyice olgunlaştırmıştır. 6- Toplum içinde öznel, inançsal egemenliğin kırılması, demokrasiye gidilen adımların atılması oluşturmuştur.

Laiklik; öznelci dinsel egemenliğin, toplumsal otorite içinden çıkartılıp, halk alanın içinde ikameli yaptırımlaştırılması idi. Laikleşmeyle, akılsal nesnel ilişkileşme, gerçekleşti. Gerçekleşen bu ilişkileşmelerle, artık; yönetilen insanlar, yöneten otorite ile günlük iletişmelerinin ve değişmeci, düzenleşir olmalarının karşılıklı, dengeleşmesi münasebetidir. Yani halk, merkezi toplumsal otoriteye; taleple gider oldular. Bu gibi girişmeler sistemlerin güncel demokratik yaşamı oldu. Siz bir toplumsal ilişkileşmenin yaptırımcı olan ve ayrıntılaşan düzenleşmesini otoriteden talep ediyordunuz. Otoriteler de bu taleplerinizi olağanlıkla karşılıyordu. Toplumlar yeni biriktirmelerini, toplumun çekim alanında hukukileştirip, yasa şeklinde getirip, güncel hayatta yürürlülüğe girmesine izin veriyordular.

Burada, insan hakları ile demokratik talebe bir vurgu yapmalıyım. Çünkü burada karıştırılan kavramlardan birisi de, insan hakları ile toplumda demokratik talepleşilir olmaktır! Burada ya bilinçli bir saptırılma ile bilmezlik perdelemesi yapılmaktadır; ya da hakikaten, bu iki kavramın da (insan haklarıyla demokrasi kavramlarının), farklı ilişkilenmesinin bilincinde değildirler. Şimdi konumuzu daha da belirtmek için iki tane insan hakları bildirgesini örnek olaraktan alıp, savunmamızı ortaya koyalım.

İnsan hakları beyannamesi madde 4-Hiç kimse kölelik veya kulluk altında bulundurulamaz, kölelik ve köle ticaretinin her türlü biçimde yapılır olması yasaktır.

İnsan hakları beyannamesi madde: 2-Herkes, ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasal veya başka bir görüş, ulusal veya sosyal köken... Hatta bu maddenin süren devamında da, mülkiyet kavramı da vardır.

Bizim amacımız, insan hakları bildirgesinde, nelerin var olduğu ya da nelerin yok olduğu değildir. Amacımız, insan halkları bildirgesinin rezerve ettiği konuların tümünün toplumsal hayatı ilgilendirmez türden oluşudur. Toplumsal hayatı ilgilendirmez olması yanı ile kimi insan hakları konuları, toplumsal hayatın içinde demokratik bir talep olarak söylenemeyeceğidir. Söz gelimi kölelik toplumsal hayatın oluşması ile şiddetle ortaya çıkmış bir toplumsal olgudur. Bu nedenle, bir insan hakkı olan köleliğe (sömürüye) ilişkin her tür talepleşmenin demokratik girişmesini toplumdan rahatlıkla yapabilirsiniz. Yani sömürüye karşı olan girişmeniz demokratik bir hareket içinde olacaktır. Köleliğin (sömürünün) müsebbibi zaten toplumdur. Çözümü de yine toplumda olacaktır. Yani bu tür eylemleriniz, toplumsal otoriteden sağlanacak olan bir talepleş ilmedir.

Sürecek

11 Haziran 2010 5-6 dakika 1084 denemesi var.
Yorumlar