Yine de

Bazen sabah güneş vurur yüzüne. Uyumaya devam etmek istersin. Ama ışık girer, ısrar eder. Göz kapağından sızar içeri. Ve sen orada, yorgun, kırık, isteksiz, yine de uyanırsın.


Bu da bir cevaptır.


Karamsarlığın kendine göre bir ağırlığı vardır. Tanıdık gelir. Uzun süredir taşıdığın şey, bir süre sonra bedene uyar. Omuzlar ona göre şekillenir, adımlar ona göre ağırlaşır. Bırakmak korkutucu gelir çünkü ne taşıyacağını bilemezsin yerine. Boşluk, bazen yükten daha ağır hissettirir.


Ama bir yerde bir şey kırılır.


Bir çocuk güler sokakta. Bir yağmur kokusu gelir pencereden. Biri sormadan çay koyar önüne. Büyük şeyler değildir bunlar. Hayatı değiştirmez. Ama o an, sadece o an, bir şey yumuşar içinde. İstemeden. Planlamadan. Kendiliğinden.


İşte o an anlaşılır: mutluluktan da kaçılamaz. Acı gibi, o da bulur insanı.


Zihin bazen eski acıları saklamayı görev bilir. Sanki bırakırsa ihanet eder gibi. Sanki unutursa o yaşananlar hiç olmamış sayılır gibi. Oysa bırakmak, silmek değildir. Bırakmak, o şeyin artık seni yönetmesine izin vermemektir. Fark büyüktür. Çok büyüktür.


Veda etmesini bilmek, en olgun cesaret budur.


Sevdiğine veda eder gibi acıya da veda edilir. Teşekkür ederek. Çünkü o acı da bir şey öğretmiştir. Belki sabrı, belki sınırı, belki sadece kendini. Ve öğreten şeye kızgın kalınamaz sonsuza kadar. Bir gün el sallanır. Gitmesi için değil; artık burada tutmamak için.


Umut, büyük bir his değildir aslında. Büyük gelir çünkü uzun süre yoktu. Ama aslında küçüktür. Bir ışık kırıntısı. Bir nefes. Bir "belki."


O küçük şey yeter bazen.


Turgay Kurtuluş 

23 Mayıs 2026 1-2 dakika 117 denemesi var.
Yorumlar