Yirmi Üç Yıl Sonra Bir Bardak Çay
On altı yaşında bir kalbin nasıl attığını bilir misiniz? Düzensizdir. Hızlıdır. Kontrol edilemez. Benimki de öyle atıyordu. Her sabah, o otobüse binmeden hemen önce. Pencereden dışarı bakarken o bindi. Genç bir adamdı. Belki on sekizindeydi. Gözlerini ve oturuşunu hâlâ hatırlıyorum. İlk günler tesadüf sandım. Üçüncü gün bunun bir seçim olduğunu anladım. Sırf onu görmek için erkenden uyanıyordum. Durağa nefes nefese koşuyordum. İki yıl böyle geçti. Tam yedi yüz otuz gün. Onu kaçırmamak için canla başla koştum.
İki yıl boyunca tek kelime etmedik. Sadece baktık. Belki o bana bakmıyordu bile. Ama aynı havayı solumak bana yetiyordu. Bir süre sonra bakmak yetmez olur. Adını öğrenmek istersiniz. O zamanlar sosyal medya yoktu. Sadece cesaret vardı. Ya da büyük bir cesaretsizlik. Bir gün karar verdim. Söyleyecektim. İndiği durakta yanına gidecektim. Planı yaptım. "Merhaba" diyecektim. Sadece gülümsemek bile yeterdi.
Onunla aynı durakta indim. Otobüsten inerken sendeledi. Bir refleksle kolunu tuttum. O an fark ettim. Bir bacağını hafifçe sürüyordu. Daha önce hiç dikkat etmemiştim. Onu o an daha çok sevdim. Çünkü kusurluydu. Çünkü savunmasız bir insandı. Mükemmel değildi. Bu yüzden daha gerçek ve dokunulabilir oldu.
Ancak o beni istemedi. Beni fiziksel değil, duygusal olarak itti. Sana yük olurum diye düşündü. Kendini yanıma yakıştıramadı. Beni hak etmediğini sandı. İki yıl boyunca peşinden koştuğum adam beni hayatından çıkardı. On altı yaşındaki bir kalp sessizce kırılır. Benimki tamamen kırıldı.
Aradan tam yirmi üç yıl geçti. Sekiz bin dört yüz doksan beş gün. Yaşadım ve büyüdüm. Başka hayatlar, başka meşgaleler girdi araya. Ama o otobüsteki his hiç değişmedi. İlk aşk, acıyı ve korkuyu öğrenmeden önceki son adımdır. Yüzünü ve kolunu tuttuğum o anı hiç unutmadım.
Bir gün sosyal medyadan bir mesaj geldi. Kanser olduğumu duymuş. Tedaviyi reddettiğimi öğrenmiş. Mesaj, "Sana deliler gibi aşıktım," diye başlıyordu. İnanamadım. Tekrar tekrar okudum. Kendini yanıma yakıştıramadığı için beni ittiğini itiraf ediyordu. Topalladığı için bana yük olacağını sanmıştı. Yirmi üç yıl sonra gelen bir itiraftı bu.
Yorulmuştum ve yalnızdım. Bu yüzden tedaviyi kabul etmiyordum. Ancak o mesaj her şeyi değiştirdi. Hâlâ sevildiğimi anladım. Onun için yaşamak istedim. Tedaviyi kabul ettim. Hastaneye yattım. Serumlar ve iğneler canımı yaksa da dayandım. Çünkü bir sebebim vardı.
Şimdi tedavi günlerimde yanıma geliyor. Birlikte bir bardak çay içiyoruz. Bazen sadece susuyoruz. Bu huzurlu bir susuş. İki insanın yan yana olması yetiyor. O hâlâ topallıyor. Ama ben onu hiç engelli görmedim. Sadece aşık olduğum adamı gördüm. On altı yaşındaki o genci gördüm.
Topallamak fiziksel bir durumdur. Ben onun sendeleyişini sevdim. Çünkü mükemmellik bir yalandır. Gerçek insanlar sendeler ve düşer. O, yirmi üç yıl boyunca düştüğü yerde kaldı. Kendini eksik gördü. Ama sonunda ayağa kalktı. Mesaj attı ve geldi.
Hastane soğuk ve korkutucu. Ama o yanımdayken her şey değişiyor. Bir bardak sıcak çay bizi birleştiriyor. Hayat belki de budur. Bir hastane koridorunda içilen çaydır. Yirmi üç yıl sonra gelen bir kavuşmadır. Geç kaldık ama hâlâ hayattayız.
Sevdiğiniz zaman kusurları görmezsiniz. Ben onu hep bütün olarak gördüm. O kendini yakıştıramadı ama ben hep yakıştırdım. Aşk, kusurları kabul etmektir. Onları bütünüyle sevmektir. Ben onu topallayan bacağıyla ve korkularıyla sevdim.
On altı yaşımda sevmiştim. Otuz dokuz yaşımda hâlâ seviyorum. Sevgi hiç kaybolmadı. Sadece olgunlaştı. Şimdi hastanede, bir bardak çayın buharında birbirimize bakıyoruz.
Turgay Kurtuluş
Not:Bu yazı gerçek bir hikayeden uyarlanmıştır


Turgay bey ufak bir hatırlatma başlıklarda kelime başları büyük harf yazılacak unutmayın lütfen